27 Aralık 2009 Pazar

kapanış


bu seneki son yazımdır bu.

geçen sene kendime bir şarkı armağan etmiştim, tam da bu zamanlar, beni bitiren bir griple öksürmekteydim pis pis, hastalıklı..
yeni heyecanlarım olmuştu, heyecanlandırdıklarım ayrıca..

bilgisayar ortamında saklanan herşey, tüm suratlar, yazılar, mesajlaşmalar, kavgalar ve sevinçler..
tüm başlangıçlarımı geri aldım bugün.

elimde olmadan tek tek baktım, altını çizdiklerime göz attım.

ne hissedeciğimi merak ettim sadece, içimde öfke, hayal kırıklığı kalmış mı diye.

evet, az önce yeniden yaşadım,
o suratlar, o gizli resimler ve yazılar yine acıttı içimi.
ben asla değişmemişim üstünü örtmüşüm sadece.

ama geçti bitti.

2009 yılı benim için "çabalamak" yılıydı tek kelimeyle.

arada kalmış, olmuş mu olmamış mı belli olamayan bir yıl.
ayaklarımı vuran bir yeni bir ayakkabıyla yürür gibi geçmiş.
ağır aksak ve acıtan.

hani insanın canı çok çay içmek ister, altını yakar demliğin, kaynamıştır, fokurdama sesini duyarsın, ama aslında sadece altı kaynamıştır, üstü ılıktır olmamıştır.
koyarsın bardağa bir heves, şekeri atıp karıştırırsın, üzerinde beyaz köpükler oluşur.
tadı da berbattır hani.
çok sevsen de içemezsin..
onun gibi işte..

bişeyleri kurcalamak istemezsin hiç, ama emin de olmak istersin..
kendini utandırmak için bakarsın, izlersin, araştırırsın..
sonuç hüsrandır.
neye atsan elini altından bi yalan çıkar.
zamanında acıtıp da seni yerlere fırlatan yalanlar, "boşver" dersin,
boşveremezsin..

yıllardır ağır olduğu için yerinden kıpırdatmadığın bir dolap gibidir, birgün o dolabın arkasına bir kağıt düşer ve sen, zorla ittirirsin biraz kenara kağıdı arkasından almak için, ama arkasında binbir türlü pislik birikmiştir ya, tozlar saç telleri, temizlemek zorunda kalırsın.
keşke kıpırdatmasaydım dersin,
görmeseydim o tozları..

uyumak isteği gibiydi bu yıl..
tam dalacakken uykuya, komşunun arabasının sirenlerinin hiç durmadan çalması gibiydi.
beklerdin gelip de "sahibi" sustursun diye,
ben değildim ya "sahibi"




hani zorla "almıştım seni"
.........



içimi de dökemedim bu sene, yazılarım yetersizdi, ifadelerim donuk
anlatamadım,
anlayamadılar da.

anlamalarını istermiydim gerçekten?
istemezdim heralde,
kendi sınırım bende kalsın isterdim kesin.
adım attırmazdım krallığıma.

en çok ihtiyacım olan zamanda içini boşaltamamak gibi geçti sene.

hani çok tuvaletin gelir ama inanılmaz bir trafiktesindir, insen bile fayda etmez gidecek yerin yoktur.
boğaz köprüsünün ortasında sıkış tıkış bir otobüsün içinde çişini tutmak gibi.
ha geldim ha gelicem diye diye..

içini boşaltamazsın, bari dikkatimi dağıtayım düşünmeyim dersin..
kendi kendini güldürürsün..
senenin 2. yarısından itibaren ise farklılaştı herşey,
umursamazlık dalgası
dev bir tsunami gibi ne var ne yoksa kendine kattı, götürdü..
"olsa da olur olmasa da" günleri çıkageldi.

hayatımın hiç bir döneminde bu kadar boş vermemiştim ben

ve hayatımın hiç bir döneminde kendi özümden bu kadar uzaklaşmamıştım.

bir anne gibi, kendimden çok başkalarını düşündüm sonra,
umursamayışlar anlayışı doğurdu.
anlayış öfkeyi dindirdi.

öfke de gidince boşluk doğdu.
bomboş kaldım sanki bütün özüm öfkeymiş gibi..

kitaplarım oldu, teşekkürler onlara
yeni şarkılarım oldu dinledim.

anlamaya çalışma döneminde kolaydı herşey

"anlamak"

ben bu sene konuşmak istedim çok..
dostlar kendi derdindeydi, sustum.
sonra sordular söyleyemedim.
"ikimizin arasında"ydı ya herşey
söyleyemezdim.

özlediklerim oldu, uzun maillerle anlattım bazen.
bir fikir aradım, bir nefes.

"aşk" vardı.
aşk ne şekilde olursa olsun vardı.

aşk yatak gibiydi bu sene..

yorganlar, çarşaflar tüm kılıflar değişse de
üstünde sıcacık yattım..
hiç düşmeden.

aşkın üzerine bırakıp tüm ağırlığımı uyudum..

şimdi aşk "bol tarçınlı sahlep" benim için.
hani canımın çok çekip de içemediğim bi türlü.
babamın elleriyle yaptığı sahlep, bana tarçınını bol koyup da gülümsettiği.

bu sene dediğim gibi "çabalamak" yılıydı, bu sene de çabaların sonuçlarını alacağım bir yıl olacak.
umarım.

kendime iyi gelmek istiyorum.

yeni senede kendime, bikaç saattir dinleyip tav olduğum şarkıyı hediye etmek istiyorum.

Mustafa Dönmez-Gizemli yolculuk

ayrıca bu sene de "zaman geçer sevgi kalır" demek istiyorum...




iyi seneler.

(herkese)

19 Aralık 2009 Cumartesi

aşka güzelleme

glory box....

ensedeki nefesin ılıklığı

beklenmedik bir anda buluşan dudaklar..

yer minderlerinin üzerinde geçen
kısa
sonsuz
her an bitecekmiş gibi
hiç bitmeyecekmiş gibi
korkak
cesur

karmakarışık
özgür
ve aşk dolu

dakikalar

geçen bir ömür

geçecek olan....


arzulanan..

aşkın belirsiz yıldönümünde

hayatıma hoşgelmiş olana

aşka güzelleme

17 Aralık 2009 Perşembe

En ağdalı sözler dudaklarımda şuan.
şeker ve limon karışımı.

çok aşık oldum belki de
tüm korkum
öfkem
buna
beni tutsak edene

çekip gider mi o da ?

yoksa kalır mı?

elimi göğsünde gezdirdiğimde
en sevdiğim kedimi seviyorum
bir kedinin güvenilmezliğinde
istemezse tırmalıyor...

ve uyumazsa o uyutmuyor da

bildiğin nankör kedi

evcil görünen vahşi!

8 Aralık 2009 Salı

cehennemden selamlar

çok mutsuz ve karamsarım..

kendimi bataklığın içinde debelenirmiş gibi hissediyorum.

kendimi öldürecek cesaretten de yoksun değilim
ama öldürecek de değilim.

"geçecek hepsi"

"geçer" elbet

neden geçmesin ki?

şuan öldürmek istediğim 2 kişi var

ağızlarının içine namluyu soktuğumu,
kafataslarının arkasından kurşunun beyinlerini parçalayarak çıktığını hayal edip rahatlıyorum.

oysa ben sadece insan olduğu için bile severdim kimilerini

bunlara insan demiyorum.

yavşak, yalaka, ikiyüzlü, beceriksiz, kurnaz, ahlaksız pislikler

öbür tarafta cehennem ateşinde yanarken
kıçınızdan çıkan dumanı seyredeceğim.

tek ..kiniz kalacak hayatta
onunla da birbirinizi becereksiniz!

yamamalar!!!!

4 Aralık 2009 Cuma

küfür ettim açıldım

insan beyni çok küçük gerçekten,

sığ sularda yüzüp, kendi sularını bulandırıyorlar!

ofis arkadaşımı msnde eklediğim için, edepsiz yakıştırmalara maruz kaldım

devir teknoloji devri

koyayım hepiciğine!!!

demişler ya

bükemediğin bileği öpeceksin diye

ben modifiye ettim
revize ettim
orospu beyinli küçük erkekcikler için bu sözü

"kaldıramadığın ..ki bükeceksin"

hatta kıvırıp kıvırıp uygun bir tarafına

yerleştireceksin.

kendi balgamında boğulasıcalar:)

ohhh beee

RAHATLADIM!

3 Aralık 2009 Perşembe

zrrrrrr

uyuyamıyorum, öyleyse varım!

Freud ile 2 el tavla atasım var

o derece!

2 Aralık 2009 Çarşamba


hasta oldum!
pisliklerimi saçarak öksürmenin dayanılmaz hafifliğindeyim

bu ne saadet Nalan!
öyle mesudum ki....

30 Kasım 2009 Pazartesi

"the reader"

beni bitirdin bu gece...

29 Kasım 2009 Pazar

benim canım okulum



okulumu seviyorum
tuvaletlerin arkasına yaratıcı uyarılar yazmalarına da hastayım

ama bari düzgün yazılsa,
bu yazıyı okuyan ve düzeltmek isteyen arkadaşımın ince ve narin mizah duygusuna bayıldım.

artık çişimi zevkle yapıyorum:)

yarım



monaliza'nın mutlu tarafındayım.
gülümsüyorum.

rahatlama sonrası esnemeler gibi
uykuya yakınım.
en çok çenenle boynunun birleştiği yeri seviyorum
orayı koklamayı
kafanı gömüp de yastığa
yüzünün yarısıyla bana bakmanı

ölü adam uyumanı

28 Kasım 2009 Cumartesi

züğürt aGa

gerçek bir göçebe hayat yaşıyorum.
hem evde hem sokakta.

ama çok nazlandığım metroport hikayesine fotoğrafları gördükten sonra sıcak bakmaya başladım.

bekle beni bahçelievler, geliyorum

deniz manzaralı ofisim ve odam beni bekliyor.

(züğürt tesellisi!)

24 Kasım 2009 Salı

20 Kasım 2009 Cuma




görmesine gerek olmadan
sadece hissederek yaşayanlar için..

18 Kasım 2009 Çarşamba

yan odadan melodiler


"Bir yerlerde çalan bir müzik duyduğunda sende söylersin çünkü gerçekten sevdiğin bir ezgidir. Bir kapı kapanma veya tren sesi araya girdiğinde , artık müziği duymazsın ama yine de söylemeye devam edersin. Ve aradan ne kadar süre geçerse geçsin müzik tekrar duyulur olduğunda, onunla aynı yerdesindir. Aşk işte böyledir."


filmde geçen mükemmel aşk tarifi...



16 Kasım 2009 Pazartesi

itirafname silsilesi


gereksiz sırnaşmalar gösterenler var şu sıralar:)
serzenişlerimi duyup da kendine gelmeye çabalayan.
ama üstüne de alınmak istemediği için okusa bile
kime yazdın bunu demeyecektir:)
işin en eğlenceli kısmı da bu işte!

bugün iyi günümdeyim ben, benim pis şişkoya bile ellerimle probis ikram ettim.

çok sevgili bir arkadaşım bana Gary More'dan The loner parçasını yolladı,
dinlemeye başladıktan kısa bir süre sonra
probis yeme hissi oluştu bende,
yanında fındıklı nescafeyle birlikte

gittim sabah hemen aldım...

bugün de bana karşı pek bi sıcak davranan akıllara zarar kişilik gülümsedi falan bana
normalde tepiklemek isterdim tersimden kalksaydım
ama bugün iyi uyandım
sabah uzunca bir süre yeni çıkan sivilcelerime baktım
nasıl kapatıcağımı planladım,
allah ne verdiyse giriştim pudrayla
bembeyaz çıktı suratım:))
otobüste vapurda bana bakıyolardı
çok eğlenceli
şöyle beyaz surata bir de kırmızı ruj süresim vardı
ama yapmadım

rüyamda bugün benim artistikomadritim ağlıyordu
hem de benim yüzümden
ama buna rağmen iyi uyandıysam
içimdeki ego canavarım iyice şişmiş demektir.

her sabah bir itirafnameyle sizinle başbaşayım.
hayırlısı olsun.

14 Kasım 2009 Cumartesi

sabahlar

rüyanın en heyecanlı yerinde uyanmışsındır, mesanen patlayacak gibi..
gözleri de tam açamazsın, tıslamaya başlayan bir kedi gibi görünürsün muhtemelen,
tek derdin bir an önce çişini kanalizasyona bırakıp geri dönmektir uykuya,
hani en heyecanlı yeri ya, belki devamını görme umuduyla..

ama halının bir kenarı kıvrılmıştır,
yede top şeklindeki çorapların basacak yer bırakmamıştır,
bilgisayarın bir sürü kablosu,
yere düşmüş plastik şu şişesi vardır,
takılırsın
düşecek gibi olursun...

yataktan çıkınca o ilk üşüme,

tuvaletin süper akustiğindeki şırıltı sesi,

ağızdaki acı tad..

karnın gurultusu..


çorapsız ayakların buz gibi olması

offf

dönemedim rüyaya geri!
yine açıldı uykum,
sabahları çay demlemekten ve kahvaltı yapmaktan nefret ediyorum.

bu süreyi uzatabilmek için
yatıp tavanı izliyorum, sağa dönüp aynaya bir süre
sola dönüp kitaplıya
yerdeki halının üzerindeki saç tellerine

yere düşmüş sümüklü mendilime..

bakıyorum...
bu sabahların bir anlamı olmalı demiş ya hatun kişi
haklı..
yoksa çekilmiyor..

kendimi doğuracak değilim

ne kendi öz eleştirimi yapacak ne de başkalarını uzun uzadıya eleştirecek modumda değilim.
ama insanların çok nankör ve çok çıkarcı olduklarını düşünüyorum.

benden bir çıkarınız olduğunda etrafımda pır dönen onca insan, soruyorum size nerdesiniz, şimdi çıkarlarınızın hedefi başkaları mı?
oysa ben çıkarsız severim, tüm fedakarlıklar çıkarsızdır bende, tanıyan bilir..

hani "sana bişi söölicem, hmm ı-ıh ya vazgeçtim" noktasına getirip de durumu
kendi egonuzu tatmin etmek için, daha iyi bildiğinizi, daha güzel, daha akıllı, daha bilmem ne olduğunuzu göstermek için oynadığınız küçük oyunlar sizin kendi yalnızlığınız.
ben de yalnızlığımdan korkuyorum, belki de benim çıkarım bu, ama itiraf ediyorum.
oysa biliyorum ben
ölümden de korkmuyorum

ölümün yalnızlığından da

dosta küsmelerden geçeli çok oldu bende

küstüklerim de dost değildi,
dost olsa küstürmezlerdi..

en iyi bildiğimin gözlerindeki sahtelik, inandığımın o iğrenç düzenine alet olmak
kime yazdığım kimlere yazdığım
ne demek istediğimden bağımsız bir anlam bu.
bu bir insanlık sorunu bence

kişilik sorunu.

sen en iyi bildiğine bile inansan bile, ben olayın bu tarafında
olayın dışında
olayın arkakasında
içinde
sonunda
başında
ortasında
anladım ki
sen hiçbirşey bilmiyorsun.

beklediğim buydu diye de kandırmayın kendinizi
ne beklediğinizden habersizsiniz

öfkemi kusmak istiyorum sadece.
tek ihtiyacım olan bu.

şuan hedefimde tek kişi var.
uzlaşabilirdik belki de..
oysa o çaktırmadan silahını kavramış arkasında
bekliyormuş

görmedim hissettimm.

duymadım hissettim.


öldürdüm.

bir eski dostu da gömdüm bugün.

o bundan habersiz.

bir insan kendi ölümünden habersiz


(işte şimdi haberin oldu)

13 Kasım 2009 Cuma



beynimden dışarı çıkmaya uğraşan ahtapot bacakları hissediy0rum.
koşmak istiyorlar.
bir değil yüz değil
binlerce bacak

deliriyorum!

9 Kasım 2009 Pazartesi

ağteğzeğ"ye emprovize

biz kürdan yerine kibrit çöpünü kullanan bir milletiz.
kibrite de mümkünse kirbit demeyi tercih ederiz.
ben bu gününe kadar diş aralarımı temizlemek için her zaman renkli dikiş ipliklerini tercih ettim mesela, okulda araştırma görevlisi bir arkadaşın çantasını karıştırırken üzerinde kocaman kolgeyt yazan diş ipini görüp de "aa bu ne" demişliğim vardır
o derece yani.

kapı çalınca da "kim o" deriz, karşıdan ses gelir, "benim"
bu kadar basittir yani.
"hey adamım beni tanımadın mı ben corç" demeyiz asla
"yada hey adamım (hey demek adettendir) senin sorunun ne ha?"
şeklinde bir sorumuz yoktur.
kısaca derdin ne lan, noluyo öküz, şşş hemşerim nooluyo? şeklinde
oldukça kibar ve net ifadeler kullanırız.

biz kurallara uymayanları da " sert bir dille uyarmayı" tercih ederiz
(teşekkürler ağteğzeğ)
kim istemez ki sert bir dille uyarılmayı hmm??

konum bu değildi, bir konum da yoktu, şimdi artislik yapmama gerek yok
sanki bişi anlatmak amacıyla yazmaya başlamışım da süper bir şekilde bağlayacakmışım gibi kasmama gerek yok.

kendimi deşifre etmek istiyorum sadece biraz
sanki
emin değilim
galiba
olabilir de olmayabilir de
aslında hiç öyle bir niyetim yok
ı-ıh etmiycem deşifre

tamam karar verdim.
küçükken yoğurtlu bir yemek yediğimde tabağı yalamayı severdim.
(hala severim)
öyle bir yalardım ki tertemiz olurdu, arada bir de sadece pislik olsun diye temiz tabakların içine koyardım.
bunu itiraf ettiğim için kendimden utanmıyorum.
üstelik kendimle gurur duyuyorum.

kakasını yaptıktan sonra mahsule bakmayan varmıdır aramızda
"ben bakmam" diyeni sert bir dille uyarırım baştan söyliyim.
bu konu da şurdan aklıma geldi, bizim bi teyze var, çok konuşuyo, off susumuyo, tuvalet temizlemekten tiksiniyomuş ööle dedi, bende sordum kendisine
neden diye?
"bok püsür görmekten tiksiniyomuş"
ee senden de çıkmıyomu aynısı, doğal bişi dedim.
"ay yok ben hayatta bakamam" dedi

gülesim geldi.
sert bir dille uyaracaktım ki tam
vazgeçtim.
ağteğzeğ beni mahvettin aşkım bebeğim
kafamı karıştırdın
feleğin çarkına çomak sokar gibi soktun aklıma anlamsız düşünceleri
üstadın dediği gibi

"ben feleğin şu çarkına çomak sokarım
yeter ki ıslak ıslak bakma öyle"

buna takıldım ve kitlendim.

framboğazlı kazak erkeğim
perdesiz bas gitarım
günaydın çapağım benim (geniş aileye selamlar)

sarısı pişmiş yumurtam
peynirli ikrama sürülen krem peynirim benim

sabah kahvaltım
akşam kuru yemişim

öperim

NOT: "sol'den girelim abi"

ben ordayım

sorunların sağında solunda önünde arkasındayım.
ama tam ortasında değilim hiç.

gölge dansı yapıyorum ayna karşısında hamlelerimi iyi yapabilmek için

çalışıyorum, didiniyorum, başaramıyorum..
ne acı..

hayatın uygulaması farklı,
pilim bitti kapandı telefon ulaşamadıysan kusura bakma gibi değil hiç
olmamalı..

ama isterim bazen ben de ulaşılmamayı.
meşgule vermeyi
çalıp çalıp açılmamayı
tekrar tekrar aranmayı.

oysa ben her telefon sesinde karşındayım
ne acı..

beklemeyi sabretmeyi ve susmayı öğrendim ben
çok öncelerimde
önce dediğin nedir ama?
son kullanma tarihi geçmiş an'lar
suratıma yapışmış bir gülümseme sadece
hatırlandıkça acıtan ağlatan

hani uzun bir cümlede, noktalar virgüller konulmazsa çıkar ya çeşit çeşit anlamlar
onun gibiyim
nereye çekersen çek
bak işte
ben ordayım..

7 Kasım 2009 Cumartesi

benn


bir hüzün sardı beni yine :))

6 Kasım 2009 Cuma

rüya

hissediyorum!
elimin ayarı kaçmaya başladı.

çok kötü bir rüya gördüm bu gece yine, deliksiz uyumuşum ama
hani kötü rüyalarda insan korkup uyanır ya
öyle de olmadı.
salak gibi hikayenin sonuna kadar izedim
yaşadım.
uyandığımda ağlıyodum.
rüyalarda ağlarken herkes benim gibi ağlar mı gerçekten bilmiyorum.
ne gördüğümle ilgili ipucu da vermicem
gerek yok zaten
ama
bok gibi uyandım.
yolda elime kitap aldım
içim sıkıldı okuyamadım.
müzik dinliyim dedim.
ne dinlediğimi farketmedim bile.

ama rüyamda dinlediğim şarkıyı hatırlıyodum.

bu şarkıyı dinleyerek ağlıyodum..

"tell me tell me is life just a playground
think you’re the real deal honey
and someone’ll always look after you

but wake up baby
you’re so totally deluded
you’ll end up old and lonely
if you don’t get a bullet in your head

good luck good luck
good luck in your new bed
enjoy your nightmares honey
when your’re resting your head

you sold me sold me
sold me down the river now
hope you’re feeling happy now
now you’ll always have a sneer in your smile

but wake up baby
you’re so totally deluded
you’ll end up old and lonely
if you don’t get a bullet in your head

good luck good luck
good luck in your new bed
enjoy your nightmares honey
when you’re resting your head

and i’m glad so glad that i’m done with you
no more crying crying leaving me so black and blue
you backed me up against the wall but i stand tall
don’t give a damn no more

oh baby bye bye
no more lies
no more lies
no more lies
without you

good good luck
in your new bed
enjoy your nightmares
when you're resting your head"

off yaa rüyamda bile iyi dilekler içersindeyim

bu nasıl bir çelişki?

5 Kasım 2009 Perşembe

behlül kıyafet:)





behlülün bu haftaki kıyafetine 10 üzerinden 10 verdim

kısa kollu bir tshirt üzerine yelek:)
siyah kombinasyonları
toplu bir saç
koyu renk pantolon

erkeklerin kıyafetleriyle pek ilgilenmem ama
bu sefer ki çok iyiydi:)

özel istek üzerine


özel istek üzerine
ama yine de
kim üstüne alınırsa:)

keşke 2


gözlerine baktığında yetmeyip
içini görmek istesem

film kahramanı gibi
"kahramanım" olsa
kurtarsa..

bu delice
korkudan...

keşke...

keşke

aşk dediğin
en sığ zihnin içinde bile
kendi sanatını yaratır
görünmezi görür
duyulmazı duyar
aşk korkmaz çıplaklıktan
soyunur...

ah keşke uzaklaşabilsem önyargılardan
korkulardan
gördüğümün ötesinin de olduğuna
inansam ufka bakarken
çizgiyle ayırmasam sınırlarımı
duvarlarımı yıksam

korkmasam çıplaklıktan
soyunsam...

soyunsam
"ben" kalsam
"kendim" kalsam..

keşke...

4 Kasım 2009 Çarşamba

laf olsun diye



yetişkinlere uygun bir içeriğe sahip bir blogum var, maşallah yazdıklarım ilkokul seviyesi,
küfürleri saymıyorum, çünkü benden daha geniş bi küfür bilgileri var sevgili ergenciklerimizin.
zaten bir ergencik neden gelip de benim çöplüğe dönmüş blogumu okusun ki dimi ama..

bu fotoğrafı ne zamandır koyucam ama uygun modumu bekliyordum.
bugün de buna uygunum,
sorarsanız neden bugün diye hiç bir özel anlamı yok,
gri bir fon ve çok sevdiğim çilek iliştirilivermiş çatal arasına
böyle fotoğraflarda beni bi merak sarar
yüzü nasıl acaba diye
sizi de sardı mı bilmem
hani şu çarşaflı fantezisi gibi, daha görmediğimiz ne cevherler var hesabı
burda gerçi cevherin görülmeyen kısmı kalmamış ama olsun
ben bu bedene süper seksi kırmızı rujlu bir dudak hayal ettim
gözler de gri siyah olsun
dudaklar ve çilek dışında herşey renksiz.

garip bir şekilde bana sürekli sorulan soruyu hatırlattı bu resim
gerçekten alakasız ama
ne zaman turuncu pallmall sigaramı görseler
"aaa, portakallı mı bu eheueheuehu" gibi
çok sığ zeka esprilere maruz kalıyorum.
bunu söylerken de üzgünüm, hemen herkes yapmıştır heralde bu espriyi
kusura bakmayın.

sabah büfeye gittim, 1 bçk aydır 30 kere sigara aldığım adam vardı yine
1 turuncu pallmall dedim
5 ytl uzattım
suratıma baktı ve
bana 1 jeton ve bir sürü bozukluk geri verdi
ben de adamın suratına baktım ve pallmall? dedim
"aaa, pardoon ya, jeton ve pallmall ne alaka yaa dimi, sorsanıza ne alaka diye" diyip güldü
ama bu gülme süresi bayağa uzadı kanımca, ben sigaramı aldım arkamı döndüm hala gülüyordu.

bunu niye anlattım, hiç bir anlamı yok tabiki..
bir anlamı mı olmalı sonuçta?
yooo

bir resimden geldiğim noktalara bakıyorum da
epey yol almışım.

hah bağlantıyı buldum şimdi, kırmızı pallmalldan gelmişti tüm bunlar aklıma,
kırmızısını içsem çilekli mi diye sorucaklar mı merk ediyorum.

nasıl bir çelişki bendeki şuan anlamadım.
saçmalama potansiyelim maksimum bu sabah

çöplük dedim ya haklıyım.

laf olsun diye yazıyorum zaten.

öölesine.

3 Kasım 2009 Salı

vahşi yaşam senfonisi

dert babası oldum resmen,
hiç sormuyo da işin var mı gücün var mı,
hıı hıı diyorum sadece
dinlemiyorum aslında

çok sıkıldım.
kadın milletinin dedikodu potansiyeline şaşkın gözlerle bakıyorum,
hiç bitmiyor anlatmak istedikleri
anlattıklarının doğruluğunu da sorgulayamam.
zaten anlatılanlar da benle alakalı değil
ne kafa yorucam

"seni kızım gibi görüyorum, o yüzden anlatıyorum"
ama ben senin kızın değilim.

sen bana kendi öz kızını da anlatıyorsun zaten...

için sıkıldı bu sabah
"aile içi mevzulara karışmam ben ablacım" dedim

"olsun dinle, anlatmazsam çatlıycam" dedi
konuşmaya ihtiyacı varmış
bol küfürlü aile mazisi
kim kime ne dedi
nereye gitti bu paralar
boşansa mı boşanmasa mı falan
kurbanlık koyun gibi bekledim.

insanları dinlemek için ayırdığım vaktin çeyreğini bile
kedime ayırmıyorum ben

aynı odada içi içe çalışınca insanlarla
karnınlarının gurultusu
bağırsaklarında dolaşan gaz
diş gıcırtısı
ağız şapurtısı
özel telefon konuşmaları
geğirmeleri
gizli osurmaları
hatta nefes alışlarını bile duyar oldum

yeni müziğim doğal sesler
vahşi hayata merhaba senfonisi

birazdan vahşi yaşan isimli derse gidiyorum okula

o da ayrı sıkıcı
okurken bile sıkılabilirsiniz
içini zi baydım biliyorum.

hadi görüşürüz

2 Kasım 2009 Pazartesi

erken teşhis hayat kurtarır:)

slogan arıyorum ama en klişelerinden başlayarak tabiki:)
en çok kullanılan "erken teşhis hayat kurtarır" sloganıyla ilgili Penguen yorumunu okuyunca koptum:)

polisler kadına sormakytadır:
-size saldıranı teşhis edebildiniz mi?
+eö, bana kimse saldırmadı ki!
-olsun erken teşhis hayat kurtarır.

ben mi çok salağım yoksa bu mu çok komik anlamadım.
gülüyorum lan bi saattir:)

dua

canımı sıkıyor bu blog, resim ekleyemiyorum.
ayrıca hiç birşey de duymuyorum şuan, duymak da istemiyorum.
zaten herzaman imla hatası yaparım, yazmaya çalışırım hatalarla dolu.
sonra üzülürüm...
ama ben bugün hata yapmak istiyorum.
eskilerden olanları görüdm hep rüyamda, kötü uyandım
bir cinayete kurban gittim
faili meçhule karıştım.

sonra üşüyerek uyandım sabah, çok erken kalktım çünkü, kaloriferler yanmamıştı,
buz gibi bekledim.
suratım sapsarı, bir tek sivilcelerim kırmızı.

saati erteleyip durdum hep,
tek amacım tekrar tekrar dinlemekti melodiyi, 6 bçktan 7:40 a kadar tekrar tekrar dinledim, o usandı ben usanmadım.
her 10 dk seni andım.
üşüdüm ya sabah aklıma geldin..
üşümeseydim bu kadar özlemezdim.

siyahlara büründüm yine, yakışmıyormuydu bana gerçekten onu düşündüm sabah,
daha mı zayıf olmalıydım
ve daha mı az küfür etmeliydim
herşeyi daha az bilmeliydim ya da..

bu sabah gri yağmurlu gökyüzünde beliren gökkuşağı gibi
tezat bir duruşum vardı.
hayatta hep olduğu gibi.
konuşmaya yasaklı konularımızı düşündüm durmadan.
yasaklar cezbetti,
konuşmazsak olmazdı belki sana göre
elimde değil
düşündüm işte..

rüzgar çok sert esiyordu vapurda,
sessiz ağladım
ağladığımı sandım ya da

bu sabah kötü uyandım kısacası.
topuklu ayakkabılardan tekrar nefret ettim,
saçlarımı siyaha boyatmak
ve tırnaklarımı en dibinden kesmek istedim.

seni değişmedim,
sana değişmedim.


ve ölen bir kedi için dua ettim.

30 Ekim 2009 Cuma

lanet olsun!

okuduğum her habere yorum yapabilirim belki, ama yapmasam içim yanmaz
ama bu haber öyle böyle değildi..
bir baba kendi öz kızına 7 sene boyunca tecavüz ediyor, ve kendi kızından 1 erkek 1 de kız çocuk dünyaya geliyor, sonrasında erkek çocuk evlatlık veriliyor, kız çocuk ise kalıyor, beraber yaşıyorlar.
buraya kadar durum zaten iğrenç ama sonrası?
sonra dünyaya gelen bu kız çocuk annesini ablası olarak biliyor, dedesini (ama aslında babasını) da baba biliyor. baba kız çocuğunu nüfusuna geçiriyor.
kız çocuk büyürken, olayı örtpas etmek için, anne aynı köyden birisiyle evlendiriliyor, ve güya olay bu şekilde kapanıyo, temizleniyor.

kız çocuk hem dedesi ve hem babası olan ruh hastası tarafından bir süre sonra, lise çağına gelince aynı şekilde tacizlere maruz kalıyor.
annesinin kaderini yaşamaya başlıyor zavallım.
bu gencecik, suçsuz ve belkide doğuştan şanssız kız bu duruma dayanamayarak ilaç içip intihar ediyor..

ama şanslı ki ölümüyori, tabi buna şans demek doğru olursa..
okul yönetimi bu durumu araştırmaya alıyor ve sonunda kızın babası(dedesi) tarafından tacize uğradığı ortaya çıkıyor.
baba sorgulanıyor..

ve kendisini şu şekilde savunuyor
"ben 7 sene boyunca değil, 2 sene boyunca tecavüz ettim"
ne kadar da güzel bi savunma
nasıl iğrenç nasıl psikopat bi ruh hali..
neyse zavallı kızcağız da böylelikle gerçekleri öğreniyor, ablası sandığı kişinin öz annesi olduğu, babası sandığı kişinin aslında hem babası hem dedesi olduğu.

adamı tutuklayıp ceza evine koyuyorlar..

bu bir çözüm değil tabiki..
bu son noktası olayın sadece.
adam açısından yalnızca.

peki kız?
peki o kızın annesi?
bütün bu olayları bilerek susan herkes?
babasının çocuğunu doğurduğunu bile bile o kadınla evlenip, yine de susan koca?
bunlara nolucak?

neden korkuyor bu kadınlar bu kadar çok tartışmasına girmicem kesinlikle, bu tür olayların arkaplanını gayet de güzel biliyoruz.
kendi kızının namusuna göz diken şerefsizin ruh halini de sorgulamıyorum.
tek sorgulamak istediğim şey: bu olayı bilip de susanlar?
onların bu durumdan ne çıkarları var, aile şereflerine laf gelmesin diye mi susuyolar?
akrabalık sadece biyolojik kan bağı hadisesi her türlü olaya göz yummak için geçerli bir neden mi?
cem garipoğlu olayındaki gibi, oğlu bir insanın böyle bir cinayet gerçekleştirdiğinde, sadece kendi aile çıkarlarını gözeterek susması ne kadar doğru?
ne kadar büyük bir iş adamı, ne kadar paran olursa olsun, bir ölüme göz yummak bu kadar kolay mı anlamıyorum?

insan aile fertlerinde kendini görüyor çoğu zaman,bu yüzden susuyor, şu genetik bağ olmasa inanın herkes birbirini öldürür dünyada,
içimizdeki kendine tapan o kocaman egolarımız olmasa, her durumda kendi çıkarını koruyan, dünya böyle yürümezdi buna inanıyorum.

gerçi kendi tecavüzcüsüyle evlendirme olayını ortaya atan da yine devletimizi idare eden süper zekaların bir çözümü değil mi?
bu durumda o yasa geçerli olsaydı nolucaktı?
bu kız babasıyla evlenecek ve kurtulucakmıydı?
babasıyla da evlenemezdi çünkü yasal değildi
aile içi cinsel suç mağdurlarına ne gibi bir çözümü olacaktı bu devletin
bu adalet sisteminin?

bilip bilmeden suçlar bir tavrım yok kesinlikle, zaten tam da bu işlerin ortasındaki kişilerdenim ben,
biliyorum işlerin nasıl yürüdüğünü,
aile içi cinsel suçlarda ceza arttırımı var,
ee nolucak müebbet verilse nolucak?
adamı 4 duvara hapsettiğinde ne çözülecek?
mağdura yönelik rehabilitasyon çalışması gerçekten yapılacak mı?
parasız pulsuz zavallı mağdurlar, devlet hastanesine gidip, ortalama 15dk lık görüşmelerle
eski ruh sağlıklarına kavuşabilecekler mi?
kaldı ki sağlık güvenceleri var mı o da belli değil..
kendi parasıyla gidip psikolojik tedavisini olabilecek mi?
parası yoksa, olamayacak zaten..

ortada tek bir suçlu da yok zaten, kimi suçlasan elinde kalır, dağılır.
ama biz biliyoruz ki, geçmişinde cinsel travma yaşayan kişilerin geleceklerinde suça özellikle de cinsel suç işlemeye daha yatkın oldukları.
zaten ne olması beklenir.
insan ailesinden gördükleriyle birey olur,
ortada bir aile yoksa bir birey de yoktur.

genelevde çalışan kadınlarla ilgili araştırmalar var, bir çoğunun geçmişinde tacize veya tecavüze uğradığı anlaşılıyor.

o hep dışladığımız kadınların, küçük gördüğümüz insanların vazgeçilemez kaderleri olarak kalmaya mahkum,
kadınlar genel evde çalışıyorlar, vesikalılar da ee, hiç birimi bu yoldan geri dönmek istemiyor,
sağlık kurumlarının bu kişilerin bulaşıcı hastalıklarının olup olmadığı denetlemekten başka görevleri yok mu?
patronlarının elinden kurtulmaya çalışırken ölen, gazetelerin 3. sayfalarında basit fahişe ölüm haberinden öteye gidemeyen bu ölümlerin araştırılmasını nasıl yapıyolar?

inanın ben bilmiyorum..
bilmek de istemiyorum.

cinselliğin bastırıldığı her toplumda karşılaşılan olaylar bunlar diyip, kültürel değerlerimize atıp da suçu kurtulmak olmaz.
bu kolaycılıktır,
şimdi zor olanı bu mağdurları tedavi etmektir,
kimsenin bu durumlara düşmemesi için önlemler almaktır.

susan da yapan kadar suçlu
ama bizim törelerimize göre konuşan suçlanıyor,
o kızda bir sorun var o kız kuyruk sallıyor ki babası tecavüz ediyor,
hemen başkasına kakalanıyor.
olay kapanıyor..

namus korunuyor ya bi şekilde ( buna korumak denirse, temizlemek denirse!)
gerisi boş ve hikaye.

namusu bacak arasında gören zihniyetin beynine tüküreyim ben
bilip de susanların,
susmalarını sağlayanların
tümüne
yazıklar olsun.

bu ruh hastası toplumda bu konuda ağzını açıp tek kelime söylemeyen herkese de lanet olsun.

bu kadar!

29 Ekim 2009 Perşembe

birisine


iğrenç aşk sözcükleri söylemek istiyorum, bugünkü modum buna çok uygun.

elinden zehir olsa içerim ama bana çay demle sevgilim demek istiyorum öncelikle.

bu şu demek oluyor ki, 1-0 yenik başladığım bu maçta, hakeme küfretmek serbest, hava yağmurlu değil ayrıca, işin teknik hadisleriyle ilgilenmiyorum, penaltısı, kafayla taça çıkanı ve ofsaytı senin sorunun, ben skorla ilgiliyim.

şimdi yağmur olunca haklısın, kaygan zemin olayı, düşüp kaymalar, kendini yaralamalar olası.
daha gel onu da en aza ingirelim.
sadece yuvarlayalım toptu, bir uçtan bir uca.

ama bana makarna yap sevgilim.
bak senin için modernize ettim sayfamı,
süsledim ve püsledim.

ama tobleronum bitti sevgilim.
maçı bitiren "düdük" çaldı nihayet
cuma iş çıkışıma gel sevgilim

orda burda beni kapattılar diyosun
kapatan sensin bilmiyosun
yüzüğü taktın mı bir kere
bundan kaçış yok biliyorsun

ama yağmur dindi sevgilim
hadi gel biz senle
cumartesi görüşelim

domuz gribi caizmidir diye sorma
kış moduna girdin korkma
göbek deliğinde pamuk üreten
bir tek sensin bunu unutma

kıroyum ama para bende
en kral menüyü yediririm 8 yeteleye
barbekü sosuyla dilim yanmaz
beni aramazsan bu iş olmaz

son aşk sözüm şudur sana
ona buna bakma gözün doysun
hemen girme havalara
döverim seni haberin olsun



25 Ekim 2009 Pazar

yine sosyal mesajım geldi!

sakin sakin oturuyordum ama elimde değil, sosyal mesaj veresim geldi yine:)

efendim, tv'de gezinirken, levent kırca'nın skeçlerinden birisine rastladım, muazzaz abacı'yı ele almış üstad, konuyu bilmediğim için de ya bu muazzez insanı neden kemancısını döverken yapmış ki diye geçirirken tam içimden, annem ve babam atıldı
" aa izledin mi gerçekten dövmüş " diye
yok artık canım dedim.
sağolsun google amcamız bu konuda tecrübeli şak diye çıkarttı karşıma videoyu,

pek saygıdeğer muazzez hanımcağız eğlenmeye gidiyor civanım isimli bara ve kendisini assolist ya sahneye davet ediyolar, kendi çapında soundcheck yapmaya başlıyor, terör estirme hikayesi burda başlıyor.
videoda zaten izlerseniz görürsünüz, "şş, susun, durun" diyenler var
çıt çıkmıyor efem ortamda
pür dikkat süper profesyonal bir şekilde çalışıyor hesapta kendisi.
neyse 2. denemesinde şarkıya girecek ama kemancı eşlik etmiyor,
sigarasını içiyor, hayır eşlik etmeye de mecbur mu ki?
sorun orda başlıyor,
kemancı kardeşimiz erdem şenyaylar, diyelim ki o şarkıyı bilmiyor, çalmak istemiyor vs.
ama biraz katılmak istiyor tabi kendi çapında
sonra muazzez hanımcığımız geliyor, "niye çalmıyorsun" diye çıkışıyor
tabi video da adamın ne cevap verdiği duyulmuyor, neyse tekrar bağırıyor,
tutuyor kemanın kenarında adama itiyor, çalsın diye
çalmıyor adam, zorla mı?
neyse
çalacaksın, eğer çalmıyorsan bundan utanmalısın,
çalmak zorundasın diye sahnede tartışma başlıyor,
ayakta duramayacak kadar sarhoş ve leş durumdaki muazzez en sonunda çıldırıyor.
sebebinin de şu olduğu yönünde dedikodular var
muazzez kemancıya "niye düzgün çalmıyosun?" dediğinde
kemancının cevabının " siz detone oluyosunuz" demiş olmasıymış
ben buna çok güldüm ve keyiflendim açıkçacı
helal olsun kardeşime, dürüstlüğüne
ama her dürüstlük gibi bunun da sonu hazin oldu
muazzez şööle okkalı bir geçirdi kemancı arkadaşa tokatı
sonrasını zaten belli.

çok içler acısı bir durum,
heralde sadece türkiyede olan bişeydir bu.
anladık assolistsin zırtsın pırtsın da bu ne cesaret hemşerim demezler mi?
sen bi kere kimsin de seninle çalışmayan bir müzisyene emredebilirsin?
hükmün yok bi kere, hadi diyelim oldu, tokatlamak da niye,
iğrenç bi şekilde içmişsin, insanlık yapıp seni sahneye çıkartmışlar, senin yaptığına bak
bi kere müzisyene saygın yok senin, ruhu varoş beyni züppe karı!

dünyaya solist olarak gelmek varmış
emret vur patakla
küfret
parasını az ver
adam yerine koyma

iyi de abicim siz kimsiniz ya
o enstrümanı çalanlar olmazsa siz nesiniz soruyorum
burnunuz neden bu kadar havada?

ama kemancı yine saygılı bi adammış ki, şööle en okkalısından botokslu suratına çakıp 2 tane dağıtmamış,
neyse olayların sonrasında, muazzez hanımcığımızın menajeri açıp özür dilemiş kemancının babasından,
kemancı insanevladı kardeşimiz de insanlığını gösterip şikayetçi olmayacağını söylemiş, affetmiş,
zaten başka ne yapsın, bu insanların arkalarında ne gibi insanların olduğu belli,
dava açsan elinde patlar, 2 kuruş para koparayım desen, çıkarlar magazinlere adamı 2 paralık ederler, haklıyken haksız duruma düşürürler itinayla, gerek yok demiştir,
aa bi yandan da reklamın iyisi kötüsü de olmaz dimi?
dayılık yapayım derken kendini rezil eden muazzez, kemancı kardeşin önünü açmıştır kanımca,
umarım da öyledir,

her çıkışın bir inişi var hayatta, bu da muazzez hanımın dibe vuruş sahnelerindendir.

zamanında burnu kaf dağına değenler unutuyor olsa da, hepimiz ölünce önce burunlarımız düşecek vücudumuzdan,

o yere göğe sığrıdamadımız kendimizden geriye kemikler kalacak,
en iyisi herkes akıllı olsun
adam olsun
hanfendi olsun.

yoksa böyle kapak olur işte,
muazzeze olduğu gibi
:))

(hey muazzez hanım, sana sesleniyorum, evinde otur, atkı falan ör kendine, bak kış da geliyor, üşürsün sonra, burnun üşür mazallah:))

(ha bir de kemanını kırmış kemancının, dileğim sana, o kemanın yayları var ya... )

23 Ekim 2009 Cuma

ölüm'ün anısına

toprağa karışmak önce..
sular sızarken bacak aralarından yeşermek..
budamak tüm dalları
kolları ve bacakları
önce ölmek
sonra dirilmek
yaşamın kaçınılmaz kabusu

bir ölüm sözcüğü dilinden döküldü kadının
ve diğer kadın buna şaşırdı
başka bir kadın "üzülme" dedi.

kadınlar konuştu..

ölüm suskundu zaten hep
sustu..

-ölmüş olana-

19 Ekim 2009 Pazartesi

öküzüm


dün yazdığım yazıdan dolayı ben bir
EŞŞEĞİM
ÖKÜZÜM ÖKÜZ :)

çok ayıp ettim,
seviyorum onu çok
zaten sevmediğimi de söylemedim ki :)
hayır sorarsanız bir öküz bir erkeği sevebilir mi?
sevebilirmiş:)
TERBİYESİZİM BEN
NANKÖRÜM
HEM ÖKÜZ HEM DE DÜDÜĞÜM
(bu kadar özeleştiri yeter!))))
-aykalpyu-
say me
me too:)))

14 Ekim 2009 Çarşamba

bugün yine hardcore çıkışlar yapasım var

hayır olsun

13 Ekim 2009 Salı

go home yankee

içimdeki asabi insan bu işle birlikte ortaya çıktı nihayet ve kendimi durdurmamıyorum.
belki de bu işlerin erkek işi olduğunu söylerken haklılardı ben bunu kabullenmek istemiyorum.
bana "siz anlamazsınız" derken karşımdkai tombul ve koca göbeklinin önce yanaklarına vurmak suretiyle dişlerini dağıttığımı ve sonrasında konuşurken hafif hafif sallanan göbeğine attığım tekmeyle bağırsaklarını patlattığımı hayal ediyorum.
belki de o bu kadar kötü değil ama ben fesatım.
olamaz mı?
olabilir elbet
veya çok sabırsızım
e iyi de sabırlı mı olmam lazım?
hayır elbette

neyse
benimle aynı ortamda nefes almasına da kılım bu sabah

aynı nefesi sevgilimden bile 2 kere soluyamazken, aynı odada dip dibe göt göte çaışmak beni deli ediyor!
ver ulan oksijenimi bana geri
defol git plazmalı odana, seyret haber bültenlerini ve işime karışma:)

go home yankee
go home!

2 ytl nin hesabını yapıp da, daha bunlar emekleme aşamaları diyip de
efendime sööliyim
osuruktan nem kapıp da
kalkıp karşımda kiralık araba için
2 bin ytl yi gözden çıkaran şuursuz zihniyete savaş açıyorum.
oyna benim felsefemdi savaşmayıp sevişecektik halbuki
ulan cinsellikten soğutursunuz siz adamı

offf off

bi sigara daha yakıp zehirliyim ortamı da rahatlıyım

hadi sevgiyle kalın:)

7 Ekim 2009 Çarşamba

bildirmece:)

işimdeyim gücümdeyim durumlarındayım, 1 senelik popo yaymadan sonra, şimdi nihayet kol gibi bir işim var, hem de en kan getirteninden.
amelespor durumları yani anlıycağınız.

ama neyse güzel hikayeler de biriktirdim, hem de çok saçma her biri

yakında ama çok yakında karşınızdayım:))


( özelden bir kaç mail aldım, birincisi kimseye bir kıllığım yoktur, özel bir amaçla yazmamazlık etmiyorum, ikincisi gerçekten sağlık problemleri sebebiyle buralarda yoktum, üçüncüsü o kendisini bilir okuyorsa, yazılan yorumlara karşı bir tepkim yok, isteyen istediğini yazabilir:) hatta memnun olurum)

sevgiler!

25 Eylül 2009 Cuma

uzun zamandır kazalardan ve belalardan kafamı kaldırıp da yazamıyorum.
beynim de bedenim de error verdi resmen.

mavi ekran dolaşıyorum.
annem iyileşsin, ben rahatlıyım tekrar karşınızdayım..

tüm dostlara sevgiler

11 Eylül 2009 Cuma

hiç güleceğim yoktu
hem de bu psikolojideyken
sağolasın nihat doğan
beni güldürdün!

"intikam soğuk içilen bir çorbadır" demiş kendisi.

mantık hatası elbette ki yok, yemek=çorba falan
ama abicim
bu kadar da olmaz ki yaaa!

kendisine soğuk ayran aşı çorbası ısmarlayasım geldi
wallahi!

9 Eylül 2009 Çarşamba

pamuk

yağmur yağsın dedim ama bu kadar da değil
eşşeğin kulağına su kaçıran cinsten oldu bu yağmur.
"ya hep ya hiç"ci bünye aslında bundan içten içe zevk alsada, şu toplumsal düşünen gözlükler yapışınca bir kere çelişkiler huzursuz ediyor içimi.
su yok dediler, yağmur yağmıyor dediler, suya zam yapıldı bu yüzden. şimdi şakır şakır yağıyor evet, aklıma enstitüde ders dinlerken bir cerrah arkadaşın kulağıma eğilip de bir yağmurlu kış gününde " ya bir şarkı var yağmur yağıyo şakur şukur diyip duruyo lan" dediği günü anımsadım.
sevmemiştim o şarkıyı, ne biliyim işte ısınamamıştım bi kere.
ama hayat bu işte büyük konuşmamak lazım, alır 5 kardeşini suratına öyle bir koyar ki ne olduğunu şaşırırsın.
birgün gelir beki de o şarkıyı başka türlü hislerle dinlemek nasip olur benim gibi büyük laf eden insancıklara.
şarkının girişi fena değildi, ama o da bir yere kadar, ilk 24 saniye için tüm şarkıyı dinlemeyi istemek de mantıksızdı. herneyse...

şimdi yağmur feci yağdı gerçekten, tüm marmara bölgesini esir aldı, kaybolanlar var, sevdiklerini kaybeden insanlar var şu sıralar, buna ağlayan ve kahrolan.
şimdi benim içimdeki delice kudurmuş bir köpek gibi yağmur yağsın duam bende vicdan azabı yarattı.

bir yandan da suya yapılan zamlar belki geri alınır, ne de olsa su var artık diyorum, rahatlatmaya çalışarak kendimi..

bir de pamuğa üzüldüm çok. güzel beyaz kedi, hem oyuncu hem obur..

zehirlenmiş sanırım dedi veteriner.

gözlerini tek bir noktaya dikmiş, kıpırtısız yatıyordu, "durumu kötü" dediler..
"yapılacak herşeyi yapıyoruz zaten" dediler.

serum takmak için zavallı patisinden bir iğneyle içine girdiler onun, kan bile gelmedi, nabzı düşüktü..
canının acıdığına dair bir belirti de göstermedi..
sesi soluğu çıkmadı.
ne düşünüyordu tam o esnada, ona yardım ettiğimizin farkındamıydı?
eminim farkındaydı..

ama gece olup da yalnız kalınca belki düşünmüştür, annesini kardeşlerini, ağaç dallarıyla oynamasını, o eski püskü arabasının içinde geçen bebekliğini belki de..
biz yoktuk yanında, yalnız ölmek nasıl bir duygu bilmiyorum.
ölümden çok ölümün yalnızlığından korkuyorum.

dışarda deli gibi yağmur yağarken, o zehirlendiği için buna bağlı ishal ve su kaybından öldü..

dışarda deli gibi yağmur varken, o suya muhtaçtı..

gece sevgilijmin aldığı kitabın bir çırpıda 200 sayfasını okuduktan sonra, yatağa uzanıp da uykuya dalacakken gelen o sarsıcı huzursuzluk..
pamuk'un acısını paylaşan.

sesini duydum, iyiydi, evdeydi, sağlıklıydı o.

tekrar yattım...

gece gökyüzüne patlayan kocaman havai fişekleri gibi şimşekler ve gökgürültüsünün sesiyle uyandım.

çok üzülmüşüm demekki, aklıma yine pamuk geldi.. o da sıçramışmıdır yattığı yerde, ilk kez bu kadar gökgürültüsü oldu o doğduğundan beri, belki korkmuştur çok, belki de çoktan ölmüştür işte..

düşünmemeye çalıştım, kalktım bir sigara yaktım..

bende zehirledim kendimi ve yattım...
okuduğum kitaptaki gibi bir seri katille uğraşıp durdum rüyamda, uyandım ama bela gibi her seferinde rüyayı görmeye devam ettim..

sabah oldu..
telefona sarıldım..

işte günün en üzücü haberi..

pamuk ölmüş..
bir yağmurlu gecede
o suya hasretken..

allah rahmet eylesin..
ne güzel miyav derdi...
pamuk..

5 Eylül 2009 Cumartesi

özel enayi

aslında yazmak ve paylaşmak istemiyorum bişeyleri bugün hiç.
ama içimden birşeylerde sanki yazmazsam günüm kötü geçecek diyor.
günden kastım "geceden" sabaha kadar olan gecemden yani..

bir sözlükte arada sırada zırvalıyorum ve orda bir yazı gördüm.
hoşuma da gitti.
"her insanın alnında, ''bana kendimi özel hissettir'' yazar.." diyordu bir yazar arkadaş.

beynimde şimşekler çaktı ve saniyelik bir zaman diliminde içimdeki izleyiciyi gördüm.
gerçekten de full hd kayıt yapan bir kameram var içimde.
tüm anları saklıyorum.
psikopat bir seri katil olsam, bu kadar ince detayı saklamamı anlamlı bulucam ama değilim.

herhangi sıradan bir insanım işte.
ama beynim çöplük gibi.
özellikle önemsediğim kişilerin her hareketi bitmek bilmeyen bir hafızayla depolanıyor içimde..

geçen gün konuştuk, başlangıçlarımızdan söz ettik de ben nedense unutmuşum en güzel olması gereken anları.
çok büyük bir tezat bu.
ama odasındaki ne işe yaradığını bile bilmediğim kablonun yerini hayal edebiliyorum gözümü kapattığımda.
veya biliyordum lenslerinin kutusunu nereye koyduğunu.
hep giymesini istediğim tshirtin yerini de hatırlıyordum mesela..
ama,
en özel anları unuttum.
beynimin bana yaptığı en büyük piçlik bu olsa gerek..
niye silmişim o günleri bilmiyorum.
kocaman bir vicdan azabı.
tahammül edemeyip silmişim.

neyse çıkış noktam bir söz'dü.
alnımda 2 şey yazıyor olabilir.
1- kendimi özel hissettir.
2- ben bir enayiyim.

özel hissetmeyle alakasız ama benim unuttuklarımı hatırlıyor. unuttuğum değerleri bana hatırlattığı için özel.

ben bir enayiyim. hatırlamamam gereken ne varsa boşa hamallığını yapıyorum tüm bu ayrıntıların.

kendi içinde çözümsüz bir durum bu.
karmaşık.

olsun..

1 Eylül 2009 Salı

ramazan ayı denilince aklıma çok salak bişi geliyo

bir ramazan günü,
üniversitede okurken, okul dönüşü sirkeci de
herifin biri zorla omuzlarımdan tutup suratıma geğirmişti

niye acaba?

kafama takıldı şimdi..

31 Ağustos 2009 Pazartesi

bana kalbini ödünç verebilirmisin?

O NE DER BU NE DER DİYE BİŞEY YOK ARTIK.

UMRUMDA DA DEĞİL A.Q.

neyse, içler acısı bi haldeyim bir süredir.
ne konuşacak ne anlatacak derdim var zaten sormayın!
içimdeki öfkeyi kussam şöyle bir rahatlarım.
bir gece, kendimi boşlukta hissettiğim gecelerden birinde, alakasız ve aslında hiç olmamam gereken bir yerde içmiştim. içip de sızanlardan olsaydım keşke.
tüm gece gidecek bir yerim olmadığı için, koltuğun içine gömülmüş, ne zaman kusacağımı tahmin etmekle uğraşıp durdum. bir nevi koyun saymak mantığı.
ha şimdi ha sonra...
neyse uyuyamadım tabiki.
içimdeki panonayak yaratık konuşup durdu, uyuma, sakın uyuma diye..

ben bir kanedepe, bir başkası kendi yatağında..
böyle saçma sapan
öylesine silik ve kayıp
içimdeki boşluğu doldurmaya geldiğim yerde aslında yapayalnız..
kusmuklar ağzıma dolup dolup boşalıyormuş gibi leş gibi bir tad ağzımda
birisi içmiş ve sıçmış ve bende onu yemişim gibi afiyetle..

o zamanlar yine, o boşluğu doldurma duygusundan olsa gerek, süslenmeler püslenmeler,
ojeler, rimeller ve parfümün, koltu altı zımbırtılarının her türlü kokusunun üzerime sindiği zamanlarım..
çok da uzun değil aslında..
1 sene veya 1 seneden biraz fazla..
sorarlarsa, bilmemkimin yanında kalmışım o gece.
başkası sorsa, uykum gelmiş erken uyumuşum o gece..
o sorsa "garip bir sevgiden" dolayı burdayım falan.
bana sorsalar bir cevabım yok.
kendi içimde tutarsız, sadakatsiz ve öfkeliyim.

"içmem yeter" dedikçe, dolan kadehler..
kapattığım kapılarımı maymuncuk misali kurnazca açmaya çalışan bir "yitik"
sorular sorular..
nedenler niçinler..
şarhoşluktan değil, boşluktan dönen bir kafa..
ben kanepede
o yatağında..

arada bir asırlık uzaklık var sanki, elini uzattıkça parmakları yokoluyormuş gibi..
yaklaştıkça uzaklaşıyormuş gibi..
sabahın en güzel yerinde,
kuşlar falan da ötmüyorken üstelik, kuş yok çünkü oralarda
o kalabalıkta kuş olmaz..
evimden duyduğum martı sesleri yok o sabah..
dayanamıyorum.
1 göz evin tuvaletine kafamı sokup kusuyorum..
sanki burnumdan ve gözlerimden de kusuyorum gibi..
her tarafım yanıyor..
yere çömelip duruyorum.
kapı kilitli zaten.
"iyi misin?"
cevap hep aynı!
"iyiyim" "ben hallederim"
hallediyroum evet, kusmuklarımı temizliyorum, yüzümü yıkıyorum ve dişlerimi fırçalıyorum.
kurumuş suratıma en yağlısından vıcık vıcık kremi de sürüyorum.
beni gören kimse beni tanıyamaz o gün biliyorum.
tuvaletten çıkıp yine, ordaki en güvendiğim yere oturuyroum, kanepeye..
-noldu?
-hiçbişey, geçti ya rahat ol, ee sen gitmiyomusun?
- evet gidicem şimdi hazırlanıp.
-ok bende çıkayım o zaman..
- bi asprin vereyim mi?
- gerek yok
-bence sen çıkma, biraz uyu, böyle dönme, sonra kapıyı çekersin giderken bişi olmaz
- olabilir, bakarız...

düşmanımla konuşuyor gibiyim, oracıkta öldürebilirim.
ama hiç bir sebebi yok ona göre
suçlu o çünkü
dolduramamış bi kere o boşluğu, başaramamış...

gitti, bir öpücük almak istedi, kafasını uzattı, elimle ittirdim..
midem bulanıyormuş gibi elimi ağzıma götürdüm..
gitti, içimden bir his bir daha görmem onu diyordu..
pencereden baktım..
içimdeki boşluğu daha beter büyütmüş ona bir baktım, el salladım...
beni iyi hatırlasın da istedim.
o geceye ait büyük hayal kırıklığını biraz olsun hafifletmek istedim.
etrafı topladım.
not bıraktım
"bir daha ki sefer olursa, orda görüşmek üzere" diye
umut vermekten korkan ve aslında çok net bir şekilde..
çektim kapıyı..
gittim.

gitmelere alışık olduğumdan değil, gidilmelere alışık olduğumdan üzüldüm sonra çok..

birileri giderken arkadan bakandım ben hep..
el sallayandım.
duyulmayacak şekilde gitme diyenlerdendim..
tüm mesajları saklayıp da sonra sinirlenip hepsini silen ve pişman olanlardandım..

yüzü kızartmaktan ve soymaktan başka bir işe yaramayan sivilce kremleri gibiydim ben hep.
tedavi ederken en boktan izleri bırakanlardandım.
veya yüze sürülen pudralar gibiydim hep,
havasız bırakıp da daha beter yapan.
sonra da kendi ayıbını örtmeye çalışan bir pudra gibi..

niye geldi bunlar aklıma bilmiyorum..

ama devamı da var..
bu günün sonrasında..
o son el sallamadan sonra..
dayanamadım, delirdim resmen.
gittim tek başıma içtim.
nefret ederken içkiden ve beceremezken hiç
denedim yine..
sonra bir başkasına "gel" dedim.
gelmedi..
"gel" dedim.
gelemem dedi..
"gel" dedim,
mümkün değil dedi..

ben istekleri olmayan bir canlı türü olmalıydım.
istekler gerçekleşmiyorsa ne anlamı vardı ki o zaman istemenin.
istemek bir söz öbeği değildi dilimden dökülen
istemek bir umuttu ya çoğu zaman.
koparıldı işte içimden hepsi..

bir hayat muhasebesi bunlar.
geçmişe özlem veya geçmişe küfür değil

yazmamıştım bunları, anlatmıştım ama yazmamıştım.
benim yazmadığım hiç bir duygu gerçekten acıtmamıştır beni
bilirler bunu..
beni bilenler..

ben şimdi "aşk" dediğime özlemdeyim.
seviyorum da çok..
dün gece o aynı boşluğu hissettiğim anda
korktum..

"bencil" olan ben, bencil olmaktan korktum..
ben değişmek istedim dün gece..
ben sevmek istedim yanımda olsaydı..
ve balkondaydım, oturuyordum konuşmadan önce,
kedilerime bakıyordum uzaktan,
bir motor sesi duydum,
onun motorunun sesine benzettim.
"geldi" galiba dedim..
aklıma çirkin görünüp görünmediğim geldi ilk..
hemen üstüme bişey giyip aşağıya inmek geçti..
bekledim.
motor sesi uzaklaştı...
o değilmiş..
sonra telefon çaldı...
açtım bu sefer..
ve konuştuk..

onun suçu olmayan bir hayal kırıklığıydı dün yaşadığım..
saate bakmıştım,
son mesajından bu yana yarım saat geçmişti,
belkide tam da şimdi gelmişti işte..
gelmemişti..
başka zaman gelse belki istemezdim
ne gerek var derdim..
dün olsa sarılırdım ve ağlardım ben..

sonra gece bitti.
sabah oldu..

yeni bir gün..

hayat muhasebesinde borçlu çıktım yine...


ey aşk!
bana kalbini biraz ödünç verebilirmisin?

söz
geri öderim...

30 Ağustos 2009 Pazar

kelebek'e


bu yazıyı yazdıran dün sokağın ortasında ezilmiş bir kelebekti.

tek kanadı tamamen bütünleşmişti asfaltla..

elimle alıp kaldırmak istedim, parçalanmasından korktum.

ve bıraktım onu orda öylece,

nasıl olsa öldü diye..

ve
uzaklaştım..

en çirkiniyken bile gözlerimiz kapatıp da bir an en iyisi olduğumuzu hiç mi hayal etmedik?

ve sanat önce ruhta başlar bedende değil...

şimdi benim kırmızı ojelerim kimin için?

niçin?

ve belki ben de kendi sanatıma tutukunum

belirsizce

anladım..


özgürleşmenin kırbaçlayan sanatı..
aşk!


"gerçek sanatçı, geleneğin eksikliğine ve sırasına eli değecek kadar önde, deliliğin saçmalığına düşecek kadar da kenarda olabilendir."

Özdemir Asaf- Yuvarlağın Köşeleri

ben şimdi dinlerken yeryüzünün en güzel kadını söylüyor bu şarkıyı diyorum.

Amy Winehouse- back to black

resimlerden ve suratlardan uzaktan bakınca..


...ve ben anladım artık onu.

deliliğine ve saçmalığına alıştım.

ve bu "sanat" beni delirtse de,

aynı yerden bakıyoruz gökyüzüne.

saçmalama sanatında alkışlarken

birbirimizi..

aynı sahnede!

yüzyıllık kelebekler sahnesi!



25 Ağustos 2009 Salı

ödül!


ödüllendirildim şimdi de,

yeni bir şey daha öğrendim bugün yine

ve hemen uygulamaya geçicem demektir bu!

benim de öncelikle teşekkür etmek istediklerim olacak elbet.

öncelikle tabi ki ay köpüğü


ve sonrasında, aramıza yeni gelen StoLavorando

beni daha önce mimlemiş olan marléne

canım dostum sonra

vee tabiki hatun kişi müstesna işler


evet şimdi gelelim benim ilginç 7 şeyime:)


- kedilerle ilgili batıl inançlarım vardır. kutsal ve farklı yaratıklar olduğunu hep düşünmüşümdür. aşık olacağıma inandığım kişinin ismini daha ortada fol yok yumurta yokken yeni bulduğum yavru kedime vermem de bu yüzdendir. nitekim öyle de olmuştur ikiside. sokakta cool erkek, evde sevgi pötürcüğü. ikisi de çok özeldir benim için.


- balıktan nefret ederim, görüntüsü ve kokusuna tahammül edemem ama yalnızken gizli gizli ton balığı ve eminönünde balık ekmek yerim.


-içinde bas gitarın olmadığı müziğe (özür dilerim ama) ben pek müzik diyemem.


- saçımı kızıldan başka bir renge boyarsam başıma kötü şeyler geleceğinden korkarım. 12 senelik bir tutku vazgeçemiyorum:)


- bir erkeğin önce poposuna bakarım. ve bütün kadınların da söylemese de bunu yaptıklarını düşünürüm. aslında bir çok erkekten daha fazla dış görünüşe önem verdiğimize inanırım.


- çöpçatanlık yapmaya bayılırım. kralını tanımam.


- eğer biyolog olmasaydım kesin dedektif olurdum. acayip meraklıyım:)


SANIRIM BEN DE SIRAMI SAVDIM:)

bir yanlışım varsa eğer, "sen buralarda yenisin galiba" diyip geçin.

sevgiler!

20 Ağustos 2009 Perşembe

uyku

soslu fıstık ve soğuk çay..
son kalan 3 dal sigara...
patlamış bir lamba,
en kötü sarı ışığı veren enerji tasarruflu ampul mecburiyeti..
tüm mecburiyetlerin içinde en boğucusu şuan..

"If we cannot make babies, maybe we can make some time
Thoughts of pretty u and me, erotic city come alive
We can funk until the dawn, making love til cherrys gone
Erotic city cant u see, thoughts of pretty u and me"

sigaramın biri sana
biri bana
birisi de bize
saklıyorum hepsini şimdi
gecenin ilerleyen saatine

"kan yaşamdır" diyen bir dracula efsanesi, siyahın üzerine kırmızı yazılı bir kupa
onca anıyı doldurup doldurup içine boşaltmış bir bardak bu
içinden içtiğim çay değil, geçmişim sanki..
dönüp bakınca hırpalayan bir geçmiş.

.....
uyudum evet, hem de hiç bir şey hatırlamaksızın, sadece bir an için üşüdüğümü hatırlıyorum..
bir ter damlasının üzerine üflenen bir nefes gibi
yokluğu hatırlatan bir üşüme bu.
varken yokluğun korkusunu hissettiren
oysa
vardın..

dile gelmeyen tüm sözler için

GAŞUK!
bu söz tüm "kıyamam"lara gitsin..
bizden..
:))

17 Ağustos 2009 Pazartesi

mimlendim!


mimlenmişim evet.
önce baktım,anlamadım tabiki, blog yazarı olarak böyle birşeyden haberdar olmamam tamamen benim öküzlüğüm kanısına vardım en sonunda..
sevgili marléne 'e beni kendime getirdiği için teşekkür ediyorum:)
henüz teknolojiyle (ama gerçek anlamıyla teknolojiyle) çok barışık birisi değilim.

şimdi geçelim sorulara evet geliyor:)

Bloguna neden bu adı verdin?

Blackinwhite bir ruh halidir herşeyden önce benim için. Aslında tam olarak vermek istediğim ad bu değildi. Ama siyah ve beyazın bendeki yeri küçümsenemeyecek kadar fazla olduğu için, zencilerin hele ki açık tenli olanların (her ne kadar kafa karıştırıcı olsa da) itaf ettiğim tüm anlamları taşımasından dolayı seçtim. Siyah ve beyazın temsil ettiği tüm duygular, her iyiliğin içinde bir kötülük ve her kötülüğün içinde bir iyilik olduğu felsefesi falan filan. Hah işte neyse buna benzer şeyler. Siyah ve beyaz olarak iki uçta dolaşırken ben çoğu zaman, ikisinin iç içe olması arzumun da bu fitili ateşlemesiyle çıkmış bir blog ismidir.

Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz şeyler var mı?

Kendimi sorgulamadığım bir yazıya ben yazı demem. her yazıda üstü kapalı altı açık farketmez kendime verip veriştiririm. bazen de başkaları nasiplenir ama olsun. sorgusuz yazı olmaz bende.


En son satın aldığın garip şey?

bir Rc tarantula, tamamen bir saçmalık! kediler bile korkmuyor, amacıma ulaşamamışım demektir bu. ama yine de anısı büyük, seviyorum.. yada uzun zamandır garip bişeyler satın almamışım...

Şeker gibi bir insan olduğun anlar?

Karnım tok, sırtım pek ise her an şeker sayılırım:) ya da ben öyle düşünüyorum?

Arkadaşım sormayın artık şunları ! dediklerin?

bu yazıda kime laf koydun? ne demek istedin ? neden? niçin? kim? kiminle? nerede ? nasıl ? soruları...

Seks'in sendeki rengi?

Kesinlikle lacivert, deniz fenerinden geceye ve denize bakarken tüm gözlerin görebildiği en baskın renk.

Aynaya baktığında gördüğün?

Uyandığımda biri büyük biri küçük görünen gözlerim. İçimde çok gezeve bir tip var, ara sıra onunla da karşılaşıyorum. aynada kendimi göremediğim de olur.

Kendini okutan blog dediğin?

Farklı olmaya çalışmadan, özentiden kaçan ve her konuda fikri olan bir blog. Çok içten ve samimiyetle söylüyorum! misal müstesna işler

Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğimiz mekanlar?

Göztepe özgürlük parkı, fua cafe havuza bakan masalardan birisi.
Cerrahpaşa mevkii, Adli tıp enstitüsü bahçesindeki banklar, durmaksızın sigara molası veren şuursuz kişilik olarak ben.

aa ne çabuk bitti, daha yeni ısınıyodum:)
bu arada mimlenmek güzel şey vesselam, ben de birilerini mimlemek istedim nedense
hadi hayırlısı:)
sevgiler!

15 Ağustos 2009 Cumartesi

evrim tartışması

gurur duydum gerçekten!
ama öyle böyle değil, tüm gece yatıp içten içe gururlandım.
bilimadamlarına
hele ki kendisini böyle güzel savunan, tüm açık kapıları suratlarına çarpan, bilimsel ve gerçekler üzerinden konuşan bu güzel bilim adamlarına hayran oldum.

ben iddia ediyroum ki türkiye'de evrimi bir televizyon kanalında böyle anlaşılır ve gerçek anlatan başka adamlar olamazdı.
Ergi Deniz Özsoy ve Hasan Aydın tabiki bunlar
Ender helvacıoğlu'nun saldırgan tavırlarından hiç memnun kalmasam da
genel olarak programın çok başarılı gittiğini düşünüyorum.

bir biyolog bir genetikçi olarak, aslında bu güne kadar anladığımız kadarıyla evrimin, aslında öğrencilere gayet iyi bir şekilde anlatıldığını, bu güne değin bunu anlamamış olanların,bunun eğitim eksikliğinden değil içlerindeki "bilim korkusu" - dinden çıkma endişesi olduğu apaçıktır.
ama programda Ergi beyin de vurguladığı gibi, "okuyun, öğrenin" demesi tam da can alacı noktaydı.
Allah da böyle demedi mi? "oku"
okumadan ve bilmeden nasıl fikir yürüteceksin?
HAsan aydın'ın bir ilahiyatçı kimliğiyle programa dahil olması da, ve bu kadar yumuşak başlı ve mantıklı cevaplarıyla da din ve bilimin birbirine düşman olarak gösterilmesinin yanlışlığını ispatlamış olması mutluluk vericiydi.
aşağılamadan, suçlamadan ve samimiyetle..
Adnan hocacıların, Darwin teorisine şeytan işi yakıştırmaları, Babauna'nın ortadan kaybettiği türk halkının kanları, Masonluk saçmalığı, bir müritler ordusu bunu zaten anlamayacaktı, çünkü onlar da tabiki bu düşünceden ekmek yiyorlardı.
en kolay istismar edilen olgu olarak din ve inanç anlayışını, kendi "nedendir bilinmezlerine" göre alet etmeleri çok utanç verici açıkcası.
ara form bulana 10 trilyon vericem demek ne demek?
- peki siz o parayı nerden bulucaksınız ? sorusuna karşılık ise,
- siz merak etmeyin, ben bulurum diyen bir şaklaban ( sözde din adamı!!??)
ben merak eidyorum, bilimle alakası olmayan , hayal dünyalarında kaybolmuş bu adamlar kimlerin kuklası acaba?
bu ezbere sözleri kimler öğretmiş onlara?
en büyük endişem kendi fikirleri olmaması,
eğer kendi fikirleriyle zaten zararasız birer cahiller ordusu diyerek kestirip atabiliriz ama arkalarında duran başka güçler varsa, bu çarpıtmayı ve propogandayı tetikleyen başka kişiler varsa, Türkiye'nin geleceğinden korkar durumdayım.
ama dün yapılan gerçek anlamdaki "bilimsel" açıklamalarla, evrimi ve darwini anlamayanların gözlerinin açıldığına şahit olduk.
tüm yorumlar bu yöndeydi.
aslında biraz da kendi kazdıkları kuyuya düşmüş durumdalar.
ben adnan hocacıların ve etrafında dolaşan yandaşlarının biraz daha gözlerini açmalarını, biraz daha öğrenmelerini, herşeyden önce "oku"malarını öneriyorum.

bu kadar!