31 Ağustos 2009 Pazartesi

bana kalbini ödünç verebilirmisin?

O NE DER BU NE DER DİYE BİŞEY YOK ARTIK.

UMRUMDA DA DEĞİL A.Q.

neyse, içler acısı bi haldeyim bir süredir.
ne konuşacak ne anlatacak derdim var zaten sormayın!
içimdeki öfkeyi kussam şöyle bir rahatlarım.
bir gece, kendimi boşlukta hissettiğim gecelerden birinde, alakasız ve aslında hiç olmamam gereken bir yerde içmiştim. içip de sızanlardan olsaydım keşke.
tüm gece gidecek bir yerim olmadığı için, koltuğun içine gömülmüş, ne zaman kusacağımı tahmin etmekle uğraşıp durdum. bir nevi koyun saymak mantığı.
ha şimdi ha sonra...
neyse uyuyamadım tabiki.
içimdeki panonayak yaratık konuşup durdu, uyuma, sakın uyuma diye..

ben bir kanedepe, bir başkası kendi yatağında..
böyle saçma sapan
öylesine silik ve kayıp
içimdeki boşluğu doldurmaya geldiğim yerde aslında yapayalnız..
kusmuklar ağzıma dolup dolup boşalıyormuş gibi leş gibi bir tad ağzımda
birisi içmiş ve sıçmış ve bende onu yemişim gibi afiyetle..

o zamanlar yine, o boşluğu doldurma duygusundan olsa gerek, süslenmeler püslenmeler,
ojeler, rimeller ve parfümün, koltu altı zımbırtılarının her türlü kokusunun üzerime sindiği zamanlarım..
çok da uzun değil aslında..
1 sene veya 1 seneden biraz fazla..
sorarlarsa, bilmemkimin yanında kalmışım o gece.
başkası sorsa, uykum gelmiş erken uyumuşum o gece..
o sorsa "garip bir sevgiden" dolayı burdayım falan.
bana sorsalar bir cevabım yok.
kendi içimde tutarsız, sadakatsiz ve öfkeliyim.

"içmem yeter" dedikçe, dolan kadehler..
kapattığım kapılarımı maymuncuk misali kurnazca açmaya çalışan bir "yitik"
sorular sorular..
nedenler niçinler..
şarhoşluktan değil, boşluktan dönen bir kafa..
ben kanepede
o yatağında..

arada bir asırlık uzaklık var sanki, elini uzattıkça parmakları yokoluyormuş gibi..
yaklaştıkça uzaklaşıyormuş gibi..
sabahın en güzel yerinde,
kuşlar falan da ötmüyorken üstelik, kuş yok çünkü oralarda
o kalabalıkta kuş olmaz..
evimden duyduğum martı sesleri yok o sabah..
dayanamıyorum.
1 göz evin tuvaletine kafamı sokup kusuyorum..
sanki burnumdan ve gözlerimden de kusuyorum gibi..
her tarafım yanıyor..
yere çömelip duruyorum.
kapı kilitli zaten.
"iyi misin?"
cevap hep aynı!
"iyiyim" "ben hallederim"
hallediyroum evet, kusmuklarımı temizliyorum, yüzümü yıkıyorum ve dişlerimi fırçalıyorum.
kurumuş suratıma en yağlısından vıcık vıcık kremi de sürüyorum.
beni gören kimse beni tanıyamaz o gün biliyorum.
tuvaletten çıkıp yine, ordaki en güvendiğim yere oturuyroum, kanepeye..
-noldu?
-hiçbişey, geçti ya rahat ol, ee sen gitmiyomusun?
- evet gidicem şimdi hazırlanıp.
-ok bende çıkayım o zaman..
- bi asprin vereyim mi?
- gerek yok
-bence sen çıkma, biraz uyu, böyle dönme, sonra kapıyı çekersin giderken bişi olmaz
- olabilir, bakarız...

düşmanımla konuşuyor gibiyim, oracıkta öldürebilirim.
ama hiç bir sebebi yok ona göre
suçlu o çünkü
dolduramamış bi kere o boşluğu, başaramamış...

gitti, bir öpücük almak istedi, kafasını uzattı, elimle ittirdim..
midem bulanıyormuş gibi elimi ağzıma götürdüm..
gitti, içimden bir his bir daha görmem onu diyordu..
pencereden baktım..
içimdeki boşluğu daha beter büyütmüş ona bir baktım, el salladım...
beni iyi hatırlasın da istedim.
o geceye ait büyük hayal kırıklığını biraz olsun hafifletmek istedim.
etrafı topladım.
not bıraktım
"bir daha ki sefer olursa, orda görüşmek üzere" diye
umut vermekten korkan ve aslında çok net bir şekilde..
çektim kapıyı..
gittim.

gitmelere alışık olduğumdan değil, gidilmelere alışık olduğumdan üzüldüm sonra çok..

birileri giderken arkadan bakandım ben hep..
el sallayandım.
duyulmayacak şekilde gitme diyenlerdendim..
tüm mesajları saklayıp da sonra sinirlenip hepsini silen ve pişman olanlardandım..

yüzü kızartmaktan ve soymaktan başka bir işe yaramayan sivilce kremleri gibiydim ben hep.
tedavi ederken en boktan izleri bırakanlardandım.
veya yüze sürülen pudralar gibiydim hep,
havasız bırakıp da daha beter yapan.
sonra da kendi ayıbını örtmeye çalışan bir pudra gibi..

niye geldi bunlar aklıma bilmiyorum..

ama devamı da var..
bu günün sonrasında..
o son el sallamadan sonra..
dayanamadım, delirdim resmen.
gittim tek başıma içtim.
nefret ederken içkiden ve beceremezken hiç
denedim yine..
sonra bir başkasına "gel" dedim.
gelmedi..
"gel" dedim.
gelemem dedi..
"gel" dedim,
mümkün değil dedi..

ben istekleri olmayan bir canlı türü olmalıydım.
istekler gerçekleşmiyorsa ne anlamı vardı ki o zaman istemenin.
istemek bir söz öbeği değildi dilimden dökülen
istemek bir umuttu ya çoğu zaman.
koparıldı işte içimden hepsi..

bir hayat muhasebesi bunlar.
geçmişe özlem veya geçmişe küfür değil

yazmamıştım bunları, anlatmıştım ama yazmamıştım.
benim yazmadığım hiç bir duygu gerçekten acıtmamıştır beni
bilirler bunu..
beni bilenler..

ben şimdi "aşk" dediğime özlemdeyim.
seviyorum da çok..
dün gece o aynı boşluğu hissettiğim anda
korktum..

"bencil" olan ben, bencil olmaktan korktum..
ben değişmek istedim dün gece..
ben sevmek istedim yanımda olsaydı..
ve balkondaydım, oturuyordum konuşmadan önce,
kedilerime bakıyordum uzaktan,
bir motor sesi duydum,
onun motorunun sesine benzettim.
"geldi" galiba dedim..
aklıma çirkin görünüp görünmediğim geldi ilk..
hemen üstüme bişey giyip aşağıya inmek geçti..
bekledim.
motor sesi uzaklaştı...
o değilmiş..
sonra telefon çaldı...
açtım bu sefer..
ve konuştuk..

onun suçu olmayan bir hayal kırıklığıydı dün yaşadığım..
saate bakmıştım,
son mesajından bu yana yarım saat geçmişti,
belkide tam da şimdi gelmişti işte..
gelmemişti..
başka zaman gelse belki istemezdim
ne gerek var derdim..
dün olsa sarılırdım ve ağlardım ben..

sonra gece bitti.
sabah oldu..

yeni bir gün..

hayat muhasebesinde borçlu çıktım yine...


ey aşk!
bana kalbini biraz ödünç verebilirmisin?

söz
geri öderim...

5 yorum:

TNT dedi ki...

bir zamanlar, ama seninkinden de uzun bir zaman önce tıpkı buna benzer bir ruh halindeydim. inanırmısın bilmem ama ertesi sabah evime gidip yıkandığımda üzerimden o kadının saçı çıkmıştı. koskoca adam ben çömelip ağlamıştım.
o günlerden bu günlere değişen bir ben oldum. kadınlar aynı kaldı. senin erkeklerin gibi. vazgeç bence. vazgeçmek cesaret ister sen bilirmisin vazgeçmeyi?

blackinwhite dedi ki...

bilirim. ama istediğim zaman.

bilge dedi ki...

hak edenden vazgeçilir hak etmeyenden değil. geçmişin acısını niye bir başkası ödesin ki. aşikar, görünen o ki iki çocuk birlikte oyun oynuyorlar ve mutlular. kime ne? çocuk onlar ve çok saflar. izan sahibi olunsa idi geçmişteki riyakarlığı görenlerden olurdu şimdiki tahammülsüzler. neyseki o riyakarlar da yok olup gittiler. seni seviyorum bebek:)

blackinwhite dedi ki...

teşekkürler bebekçim, ben de seni çoook seviyorum!
kocaman!

eva dedi ki...

koy a.q koy canım benim:)