9 Ocak 2009 Cuma

kaçış

kendimden kaçmak için sana gelmiştim
kendimle başbaşa kalmamak için
hastaydım yine o zamanlar
hep o öksürüklü halim
bitkin yorgun..
o zamanlarda da küfrederdim
kendimi de sevmezdim çok
tıpki şimdiki gibi..
önce ben kaçtım
sana geldim..
sen de bana kaçtın
ama kendi evindeydin
kendine kaçtın sen de..
bana kaçarmış gibiykende..
ikimiz de sende buluştuk
daha güvenliydi senin evin..
ben sonra
kaçmak için birşeyden
uyumamaya başladım
yazmaya..
daha çok yazmaya..
benim kaçışlarım seni korkuttu
sende başladın kaçmaya
sen kaçtıkça uyumak istedin..
uyudukça kaçtın..
ben uyanıktım hala
aynı yatakta uzanamadık
birimiz uyurken diğerimiz uyanıktık..
ben kaçmaktan yoruldum
dinlenmek için uyudum sonra
sen doymuşken uykuya
sen geldin sonra..
ben çıkamadım yataktan
gözlerim kapınıyorken uykusuzluktan..
ben uyudum çok
uyanmak istedim..
uyandır beni hadi dedim
gerçeği ver bana
rüyayı değil diye..
ikimizde kendi yataklarımızda
açtık gözlerimizi..
ellerimiz gidemedi telefona
telefona giden ellerimiz
konuşamadı..
konuşan dudaklarımız
söyleyemedi..
söyledik sonunda
söylenenler gerçekti..
her kaçış kendini kovaladı
bu hikayede..
her kaçan kendi uykusundaydı
uyanmaya geç kaldık..
başka bir rüyaya giderken
başka bir gerçekte
elbet buluşmak üzere..






kedi maması-orda burda şurda

orda burda şurda yazıyorum.
nedense, bazen sırf saçmalık olsun diye.
hani "bende yazıyorum" demek için bazen de sadece.
yazarken bazen yine
orda burda şurda
istiyorum ki
orda burda şurdanın da dışında
olanlarda da yazayım.
kafam değişik çalışıyormuş
öyle demişti birkaç arkadaş zamanında
çok da g.tümde!
hayır götümde yazmaktan çekindiğimden değil
araya bir nokta koyunca daha hoş gözüktüğünden gözüme.
neyse ne diyodum
birisine yazıyorum çoğu zaman
o birisi dışında herkes anlarken
o birisi dışındakilerin hepsi üstüne alınırken
ve ben buna gülerken
çok da umrumda olmazken hayat tam o anda
o'nun beni değil de
kendi orda burda şurdasındakileri
okuyor olmasına atıyorum kahkahamı!
ben ona en çok yakışacak parfümü vermişken
o başkalarının eşantiyon diye verdiği parfümleri kullanıyor
üzerine başka hayatlara ait kokular siniyor
buna da gülüyorum!
ünlem koymam sinirlendiğimden değil
sinirlensem küfrederim ben
veya ünlemlerim çoğalır..
neyse..
söyleceklerim bitmedi elbet
ben ona fırından yeni çıkmış ekmeğimden
bir parça koparıp verirken
onun gözü
onun orda burda şurdasındakilerin
bayat ekmeğinde!
midesini bozacak yazık
hiç de gelemez böyle şeylere..
"güzel bir gün ölmek için" demiş ya
şarkıcı kişi
güzel bir gün öldürmek için de..
beni anlayanlar varmış
anlamayanların içinde..
buna sevinirim işte!
burdaki ünlem de sinirden değil
veya öyleyse de size ne..
komik bir film izledim bugün
romantik komedi,
ben hep romantik komedi tadındayım ya
öyle yazıyorum iletilerime
millet illet olsun diye!
kıssadan hisse aşklar yaşayarak
sonradan düşünce de çok çok gülerek
işin komedi kısmını kıvırabildim
ama romantik durumlar
teğet geçti hep
vay anasını dedim ben de!
bugün güzel bir gündü
yaşamak için
biraz işin romantik kısmına
dokunabildim.
çok da gevezeymişim anladım.
biraz da sakar
düdük diyenlerde olur elbet
patates kıvamındaki hayatıma
ben daha çok kedi maması olmayı tercih ederim
en kalitelilerinden ama
kedileri sevdiğimden çok
şimdi bir tanesi yanımda
kıvrılmış uyuyor
rüya görüyor belli
bir başka kediyi kovalıyor olabilir
o da kendi
orda burda şurdasında..
en kısa zamanda görüşmek üzere
oralarda
buralarda
şuralarda..





ruhunu ödünç ver bana!




Duygusuz bir eylemden ibaret bir kadın tadını damağına katarken, senin içinde binlerce sen vardı… Ve sanki her bir zerreme gözlerini dikmiş ayrı ayrı insanlar vardı içinde.. Ben delice konuşurken seninle ve belki de kendi kendime, sen sessizlik hakkını kullanıyordun.. Yine.. Yine…

Ve sen kelimelerimi çalıyordun..
Ben söyleyemiyordum…

Sanki yüzlerce binceler insan bana bakıyordu senin dışında, sen ve diğerleri vardı hayatımda… Sen ve senin dışındakiler..

Yıllar önce bestelediğim bir şarkının, hani öylesine, amaçsızca, bir kahramanı bile olmayan bir bestenin kahramanı oldun sen..
Ben yıllar önce seni anlatmışım ve kendimi…
Şimdi mırıldandım, daha az önce…
Ne güzel anlatmışım seni..

Bir dağın zirvesindeki kartopuyum, her itilişimde aşağıya, düşerken büyüyor, büyüyorum….
Hem kendimden hem de senden bir şeyler katarak kendime çoğalıyorum sanki…
Binlerce oluyorum ben içimde…
İçimde binlerce kişi…
Sen açık oturumda tartışıyorsun beni, o içindeki diğerleriyle..
Sorgu da bitmiyor, sual de…

Senin karşında idamı bekleyen mahkumlar gibi hissediyorum kendimi..
Ne zaman öleceğimi merak ediyorum..
Kelimeler ağzımdan, patlamış bir borudan fışkıran sular gibi hiç düşünmeden çıksın istiyorum...

Sonu nereye varacaksa varsın…

Ve sen yine…
Kelimelerimi çalıyorsun
Söyleyemiyorum…

Hayatta tek ihtiyacım olan şeydi
Tereddütsüz bir ruh…
Sonsuz aşk
Lanetli bir tereddüttü
Diye fısıldarken
Beynim kara bir dantel ören
Örümcek..
Ağlarıma takılmış bir böcekti
Beynimin orta yerinde
Ölü bir böcek…
Kanımdan daha sarhoş
Bir bardak şarapla
Çakırkeyif gülümsemesi dudaklarımda
Kime baktığımı bilemezken,
Tanıyamamışken tam da
Karşımda duranı
İçimden sana sesleniyordum..

“Ruhunu ödünç ver bana
Ona ihtiyacım var!”

Binlerce ayak izinde
Binlerce sigara izmaritinde
Günün ilk koşturmasıyla kuruyan dudaklarda
Karşılaşıyorduk senle..
Göz göze geliyorduk bazen de
Ya da burun buruna…
Kulaktan kulağa fısıldıyorduk
Bu büyük çığlığı…
Sana ihtiyacım var
Ruhunu ödünç ver bana….


“Nehirler akar mı bu bozkırın ardından
Suyun içinde balıklar boğuluyorken
Güneş doğar mı bu gecenin ardından
Örümcekler beynimde dolanıyorken..”


“Bir tek cevap vardı aslında
Söylemesi zor olsa da
Ölmek de yaşamak da birdi aslında
Ruh bedene fazlaymış
Kimi yaşar kimi kaçarmış
Bir ipte iki cambazmış
Sevişmek oysa…”

bu şarkının bittiği yerde


Gecenin ve içinde sakladığı tüm sırlar adına
özür diliyorum senden
Tüm bu sessiz dualar ve korkarak işlenen suçlar
Ve tüm yalvarışlar cesaretini toplayıp da bir gün
Karşıma dikildi
Gözlerini gözlerimden ayırmadan
Sivrilmiş dişlerini göstererek
Kan akıtmaya yeminli aşklar
Son damlasında kayboldu rakının!
Nefesimdeki sarhoşluğu koklayarak
Deniz fenerinin altında
Çıldıran denizin, amaçsız vuruşlarıyla dalgaların
Vücudumdan ayrılmak isteyen ruhumun
Yer çekimine inat yükselen ve titreyen
O çok üşümüş benliğimin
Senin için kurduğu o tek hayale inat
Delirmiş dalgaların içinde boğulmak istiyorum!
Islak saçlarının dokunduğu her yeri titreten
Ve dokunduğu her yeri ürperten parmaklarının
Bir enstrüman çalar gibi ama bazen bilinçsiz
Dünümün bugünümün ve yarınımın şarkısı
Parmaklarından dökülen..
Mor bir düştü, yarı tanrı yarı insandı hayalet
Duvarda yumruğum, etimde dişim
Acıyordum, ağlıyordum!
Ve öfkeyle çığlık atarken
Deniz fenerine bakıyordum
Bulutlu muydu gökyüzü
Ay nerdeydi?
Soramıyordum
Sürünürcesine kaçıyordum gölgemden
Sevişircesine atlıyordum denize…
Bu şarkı biterken..
Bu şarkının bittiği yerde…

8 Ocak 2009 Perşembe

KaraKedi


İçimizdeki katiller..
Elinde bıçakla oyun oynayan çocuklar..
Kibritin yaktığı ateş, bıçağın kestiği ten…
Kadehteki dudak izi..
Yazılmamış kağıtlar..
Gökkuşağının kayıp rengi..
En zayıf halka..
Puzzle’ın eksik parçası…
İlk dokunuş..
Son gözyaşı…
Müziğini arayan sözler…
Midye kabukları..
Su kabakları…
Cevabını kaybetmiş bir soru…
Ve kara bir kedi..
Şimdi arıyordu seni..
Yanımdan geçti..
Daha şimdi yanımdan geçti..

"ölme sakın hayat güzel"-özür


yazmazdım aslında sana.. birbirimizin günlüğü olmaya söz vermiştik.. ben döndüm sözümden sen değil.. hep bir özür borcum vardı sana..

özür dilerim..

"Hani boyle sabah uyanırsın da pencereden bakarsın, oyle pusludur kı hava; sabah 11 de bıle boyle sankı aksam oluyomus gıbı bır hıs verır ınsana.. sankı bı yakının ölmüş gibi bir his vardır ıcınde.. yada sevgılının senı terketmesınden sonrakı gunlerı yasıyosundur ayakkabını baglarken kapının onunde...sonra ıstemıye ıstemıye sokaga cıkarsın, moralın cok bozuktur ama bı sebebıde yoktur hanı..
tam dısarı cıkıp apartmanın kosesını donerken , bir kac sonbahar yapragıyla bırlıkte ruzgardan ucu$an ama ordakı anafora takılıp cok ta uzaga gıdemeyen - sankı bır fılmın yada klibin yavaş cekılmıs bır sahnesı gıbı - sureklı oldugu yerde donup duran beyaz bı poset vardır ya hanı...
HAH.. ISTE TAM DA O PO$ETIN YERINDEYIM SU ANDA....."
bana kendini tarif etmiştin birgün, okuduğumda küçülmüştüm, o kadar küçülmüştüm ki tek bir sözcüğe sığabilecek kadar..

keşke..

isterdim ki yine eskisi gibi küçülüp küçülüp avuçlarının içine sığacak kadar olayım..

beni yerden al ve göz hizana getir.

kahkahanı atarak o güzel küfürlerinden birisini savur dünyaya..
koy g.tüne diye!

cesaretimi kaybettiğimde, inançlarım tükendiğinde, kendimden nefret edip de kaçmak istediğim her anımda sana sığındım ben..

günlüğümdün sen benim, ben bozdum oyunu, ben gitim..

yazamadım, günlerim yoktu yazacak..

ne yazacağımı da bilemedim..

ne anlatırsam anlatayım, gözlerini benden kaçırmadın,

tüm şarkılarımı sevdin sen, tüm yazdıklarımı..

ben sen sevdin diye sevdim kendimi de,

bana beni sevdirttin yeniden..

iyi ki vardın..

hiç gitmedin biliyorum..
hep ordaydın..

hayat güzel dedin diye ölmedim ben..

"ölme sakın hayat güzel"
ve sen de ölme..


7 Ocak 2009 Çarşamba

archive-again

You're tearing me apart
Crushing me inside
You used to lift me up
Now you get me down
If IWas to walk away
From you my love
Could I laugh again ?
If I Walk away from you
And leave my love
Could I laugh again ?
Again, again...
You're killing me again
Am I still in your head ?
You used to light me up
Now you shut me down
If IWas to walk away
From you my love
Could I laugh again ?
If IWalk away from you
And leave my love
Could I laugh again ?
I'm losing you again
Like eating me inside
I used to lift you up
Now I get you down
Without your love
You're tearing me apart
With you close by
You're crushing me inside
Without your love
You're tearing me apart
Without your love
I'm dazed in madness
Can't lose this sadness
I can't lose this sadness
Can't lose this sadness
You're tearing me apart
Crushing me inside
Without your love
(you used to lift me up)
You're crushing me inside
(now you get me down)
With you close by
I'm dazed in madness
Can't lose this sadness
It's riping me apart
It's tearing me apart
It's tearing me apart
I don't know why
It's riping me apart
It's tearing me apart
It's tearing me apart
I don't know why
Without your love
It's tearing me apart


videosu için, (şiddetle önerilir)
http://www.vidyotv.com/izle/220490/muzik/archive--again

sadece şarkıyı dinlemek için,
http://www.archive.org/details/Archive-Again

kırık ayna


kırıldı ayna..
kırılmadan önce pusluydu zaten,
ama kırıldı işte..
yok aynada yüzüm artık
gözlerim yok
dudaklarım yok..
içime akıyor sözler
sana doğru değil
bu yüzden sildim ne varsa
hikayeyi bitiremeden
bitmesini istemeden
yarım kalsın diye sırf
biraz acı çekmek uğruna
biraz daha hassas
ve biraz daha
hastalıklı olmak uğruna..
gitmek uğruna..
ve onun uğruna
her ne varsa
ve
her ne pahasına olursa..
kırıldı ayna
benim yüzüm değildi o
olmasını da istemezdim
çirkindim zaten ben
bakamıyordum da fazla
kendimi görmek istemezdim ama
çirkin de görünmek istemezdim
kırıldı ayna
boşluk kaldı geriye
tanrıya bakarcasına bakıyorum
ne farkeder insan olmasam
veya ben olmasam
neye yarar sözler
kırılmışsa ayna
ve kırıldı ayna
yerleri süpürdüm
çöpe attım
tüm yüzleri çöpe attım
kendim de dahil
konteynırlarda..
üstünde ruj lekesi olan bir izmaritle
yan yana uzanıyorum
dünden kalan içki şişeleri
belkide gözyaşının silindiği bir mendil
tam yanımda duran
parçalarımın...
bir kediyi ezmiş dün gece bir araba
o da şuan yanımda
kendine güvenli bir yer ararken
ezilmiş hem de
biraz sıcak
ve biraz sevgi uğruna..
kırıldı ayna
yüzümü göstermemek uğruna
kırıldı ayna
yüzlerden sıkıldığı için
kırıldı ayna
biraz sevgi ve sıcak uğruna
kırıldı ayna
çünkü kırılmaya yeminliydi
ne pahasına olursa..

6 Ocak 2009 Salı

örümcek


boş bir odanın tavanında, en uç köşede, kendi kendine ağ örmeye çalışan bir örümcek. tuzak kurmuş bekliyor. neyi? kimi? yaşamak için tuzağa düşürmek zorunda, can almak zorunda. zarif ayakları var, benim hiç zarif olmayı beceremeyen ayak bileklerime inat, öylesine zarif ki...


bir çay koydum kendime, ilk yudumu dahi almaksızın, soğudu bardağın içinde. ağzına kadar dolu bir bardaktı. bardağın boş kısımlarını da görmek isterdim hayatta hiç olmazsa bir kere.. hep doluydu işte. hep dolu kısımlarını gördüm. herkesin sahip olduklarıyla gurur duydum ben.. sahip olmadıkları veya olamadıkları için gülmedim, güldürtmedim de kimseye. bir üflesem örümcek ağları sallanacak, bir dokunuşta yokolacak.. ben tuzak kurmadım ki kimseye, bu yüzden yıkmadım da tuzakları.. belki birgün o tuzaklara düşmek isterim diye..


havaya söylenmiş onca söz.. hep konuşmuşum da gezegenin bin bir yerine savrulmuş sözler. birisi sana çarpıp da geri döndü bana şimdi. tam sırtını dönmüşken sen bana ve ben de tam yüzümü çevirirken sana. gözgöze gelmeyi beceremedik bir türlü, gözlerimi kaçırdım hep ben biliyorum..
çünkü;

daha güçlüydü senin ordun, benim ordularımın aksine.. yıkıldı bu krallık..

şimdi göç zamanı...

başka yerlere..

başka bir yerde...

belki tekrar karşılaşmak dileğiyle...

1 Ocak 2009 Perşembe

cem adrian

"Kalbini kim kırdı…
Artık mavi değil mi denizler, gökyüzü eskisi gibi…
Kanatlarını kim çaldı…
Artık sende değil mi umutların, bu sessizliğin eskisi gibi…
Al! Sar kendini bu tülden duayla sarın üşüme gelir geçer de kendine…
Çarp! Savur kendini bu yalnız şarkıyla, itiraf et kendine o gitti…
Bir adam severken, bir adam giderse…

Bir adam gülümserken, diğeri ölürse…
Gözyaşın düşerken, sözlerin biterse…
Ardından uzanırken, ellerin titrerse…
Öyle kal, öyle kal…
Aşk hep sende! "

Cem Adrian