aslında yazmak ve paylaşmak istemiyorum bişeyleri bugün hiç.
ama içimden birşeylerde sanki yazmazsam günüm kötü geçecek diyor.
günden kastım "geceden" sabaha kadar olan gecemden yani..
bir sözlükte arada sırada zırvalıyorum ve orda bir yazı gördüm.
hoşuma da gitti.
"her insanın alnında, ''bana kendimi özel hissettir'' yazar.." diyordu bir yazar arkadaş.
beynimde şimşekler çaktı ve saniyelik bir zaman diliminde içimdeki izleyiciyi gördüm.
gerçekten de full hd kayıt yapan bir kameram var içimde.
tüm anları saklıyorum.
psikopat bir seri katil olsam, bu kadar ince detayı saklamamı anlamlı bulucam ama değilim.
herhangi sıradan bir insanım işte.
ama beynim çöplük gibi.
özellikle önemsediğim kişilerin her hareketi bitmek bilmeyen bir hafızayla depolanıyor içimde..
geçen gün konuştuk, başlangıçlarımızdan söz ettik de ben nedense unutmuşum en güzel olması gereken anları.
çok büyük bir tezat bu.
ama odasındaki ne işe yaradığını bile bilmediğim kablonun yerini hayal edebiliyorum gözümü kapattığımda.
veya biliyordum lenslerinin kutusunu nereye koyduğunu.
hep giymesini istediğim tshirtin yerini de hatırlıyordum mesela..
ama,
en özel anları unuttum.
beynimin bana yaptığı en büyük piçlik bu olsa gerek..
niye silmişim o günleri bilmiyorum.
kocaman bir vicdan azabı.
tahammül edemeyip silmişim.
neyse çıkış noktam bir söz'dü.
alnımda 2 şey yazıyor olabilir.
1- kendimi özel hissettir.
2- ben bir enayiyim.
özel hissetmeyle alakasız ama benim unuttuklarımı hatırlıyor. unuttuğum değerleri bana hatırlattığı için özel.
ben bir enayiyim. hatırlamamam gereken ne varsa boşa hamallığını yapıyorum tüm bu ayrıntıların.
kendi içinde çözümsüz bir durum bu.
karmaşık.
olsun..
5 Eylül 2009 Cumartesi
1 Eylül 2009 Salı
31 Ağustos 2009 Pazartesi
bana kalbini ödünç verebilirmisin?
O NE DER BU NE DER DİYE BİŞEY YOK ARTIK.
UMRUMDA DA DEĞİL A.Q.
neyse, içler acısı bi haldeyim bir süredir.
ne konuşacak ne anlatacak derdim var zaten sormayın!
içimdeki öfkeyi kussam şöyle bir rahatlarım.
bir gece, kendimi boşlukta hissettiğim gecelerden birinde, alakasız ve aslında hiç olmamam gereken bir yerde içmiştim. içip de sızanlardan olsaydım keşke.
tüm gece gidecek bir yerim olmadığı için, koltuğun içine gömülmüş, ne zaman kusacağımı tahmin etmekle uğraşıp durdum. bir nevi koyun saymak mantığı.
ha şimdi ha sonra...
neyse uyuyamadım tabiki.
içimdeki panonayak yaratık konuşup durdu, uyuma, sakın uyuma diye..
ben bir kanedepe, bir başkası kendi yatağında..
böyle saçma sapan
öylesine silik ve kayıp
içimdeki boşluğu doldurmaya geldiğim yerde aslında yapayalnız..
kusmuklar ağzıma dolup dolup boşalıyormuş gibi leş gibi bir tad ağzımda
birisi içmiş ve sıçmış ve bende onu yemişim gibi afiyetle..
o zamanlar yine, o boşluğu doldurma duygusundan olsa gerek, süslenmeler püslenmeler,
ojeler, rimeller ve parfümün, koltu altı zımbırtılarının her türlü kokusunun üzerime sindiği zamanlarım..
çok da uzun değil aslında..
1 sene veya 1 seneden biraz fazla..
sorarlarsa, bilmemkimin yanında kalmışım o gece.
başkası sorsa, uykum gelmiş erken uyumuşum o gece..
o sorsa "garip bir sevgiden" dolayı burdayım falan.
bana sorsalar bir cevabım yok.
kendi içimde tutarsız, sadakatsiz ve öfkeliyim.
"içmem yeter" dedikçe, dolan kadehler..
kapattığım kapılarımı maymuncuk misali kurnazca açmaya çalışan bir "yitik"
sorular sorular..
nedenler niçinler..
şarhoşluktan değil, boşluktan dönen bir kafa..
ben kanepede
o yatağında..
arada bir asırlık uzaklık var sanki, elini uzattıkça parmakları yokoluyormuş gibi..
yaklaştıkça uzaklaşıyormuş gibi..
sabahın en güzel yerinde,
kuşlar falan da ötmüyorken üstelik, kuş yok çünkü oralarda
o kalabalıkta kuş olmaz..
evimden duyduğum martı sesleri yok o sabah..
dayanamıyorum.
1 göz evin tuvaletine kafamı sokup kusuyorum..
sanki burnumdan ve gözlerimden de kusuyorum gibi..
her tarafım yanıyor..
yere çömelip duruyorum.
kapı kilitli zaten.
"iyi misin?"
cevap hep aynı!
"iyiyim" "ben hallederim"
hallediyroum evet, kusmuklarımı temizliyorum, yüzümü yıkıyorum ve dişlerimi fırçalıyorum.
kurumuş suratıma en yağlısından vıcık vıcık kremi de sürüyorum.
beni gören kimse beni tanıyamaz o gün biliyorum.
tuvaletten çıkıp yine, ordaki en güvendiğim yere oturuyroum, kanepeye..
-noldu?
-hiçbişey, geçti ya rahat ol, ee sen gitmiyomusun?
- evet gidicem şimdi hazırlanıp.
-ok bende çıkayım o zaman..
- bi asprin vereyim mi?
- gerek yok
-bence sen çıkma, biraz uyu, böyle dönme, sonra kapıyı çekersin giderken bişi olmaz
- olabilir, bakarız...
düşmanımla konuşuyor gibiyim, oracıkta öldürebilirim.
ama hiç bir sebebi yok ona göre
suçlu o çünkü
dolduramamış bi kere o boşluğu, başaramamış...
gitti, bir öpücük almak istedi, kafasını uzattı, elimle ittirdim..
midem bulanıyormuş gibi elimi ağzıma götürdüm..
gitti, içimden bir his bir daha görmem onu diyordu..
pencereden baktım..
içimdeki boşluğu daha beter büyütmüş ona bir baktım, el salladım...
beni iyi hatırlasın da istedim.
o geceye ait büyük hayal kırıklığını biraz olsun hafifletmek istedim.
etrafı topladım.
not bıraktım
"bir daha ki sefer olursa, orda görüşmek üzere" diye
umut vermekten korkan ve aslında çok net bir şekilde..
çektim kapıyı..
gittim.
gitmelere alışık olduğumdan değil, gidilmelere alışık olduğumdan üzüldüm sonra çok..
birileri giderken arkadan bakandım ben hep..
el sallayandım.
duyulmayacak şekilde gitme diyenlerdendim..
tüm mesajları saklayıp da sonra sinirlenip hepsini silen ve pişman olanlardandım..
yüzü kızartmaktan ve soymaktan başka bir işe yaramayan sivilce kremleri gibiydim ben hep.
tedavi ederken en boktan izleri bırakanlardandım.
veya yüze sürülen pudralar gibiydim hep,
havasız bırakıp da daha beter yapan.
sonra da kendi ayıbını örtmeye çalışan bir pudra gibi..
niye geldi bunlar aklıma bilmiyorum..
ama devamı da var..
bu günün sonrasında..
o son el sallamadan sonra..
dayanamadım, delirdim resmen.
gittim tek başıma içtim.
nefret ederken içkiden ve beceremezken hiç
denedim yine..
sonra bir başkasına "gel" dedim.
gelmedi..
"gel" dedim.
gelemem dedi..
"gel" dedim,
mümkün değil dedi..
ben istekleri olmayan bir canlı türü olmalıydım.
istekler gerçekleşmiyorsa ne anlamı vardı ki o zaman istemenin.
istemek bir söz öbeği değildi dilimden dökülen
istemek bir umuttu ya çoğu zaman.
koparıldı işte içimden hepsi..
bir hayat muhasebesi bunlar.
geçmişe özlem veya geçmişe küfür değil
yazmamıştım bunları, anlatmıştım ama yazmamıştım.
benim yazmadığım hiç bir duygu gerçekten acıtmamıştır beni
bilirler bunu..
beni bilenler..
ben şimdi "aşk" dediğime özlemdeyim.
seviyorum da çok..
dün gece o aynı boşluğu hissettiğim anda
korktum..
"bencil" olan ben, bencil olmaktan korktum..
ben değişmek istedim dün gece..
ben sevmek istedim yanımda olsaydı..
ve balkondaydım, oturuyordum konuşmadan önce,
kedilerime bakıyordum uzaktan,
bir motor sesi duydum,
onun motorunun sesine benzettim.
"geldi" galiba dedim..
aklıma çirkin görünüp görünmediğim geldi ilk..
hemen üstüme bişey giyip aşağıya inmek geçti..
bekledim.
motor sesi uzaklaştı...
o değilmiş..
sonra telefon çaldı...
açtım bu sefer..
ve konuştuk..
onun suçu olmayan bir hayal kırıklığıydı dün yaşadığım..
saate bakmıştım,
son mesajından bu yana yarım saat geçmişti,
belkide tam da şimdi gelmişti işte..
gelmemişti..
başka zaman gelse belki istemezdim
ne gerek var derdim..
dün olsa sarılırdım ve ağlardım ben..
sonra gece bitti.
sabah oldu..
yeni bir gün..
hayat muhasebesinde borçlu çıktım yine...
ey aşk!
bana kalbini biraz ödünç verebilirmisin?
söz
geri öderim...
UMRUMDA DA DEĞİL A.Q.
neyse, içler acısı bi haldeyim bir süredir.
ne konuşacak ne anlatacak derdim var zaten sormayın!
içimdeki öfkeyi kussam şöyle bir rahatlarım.
bir gece, kendimi boşlukta hissettiğim gecelerden birinde, alakasız ve aslında hiç olmamam gereken bir yerde içmiştim. içip de sızanlardan olsaydım keşke.
tüm gece gidecek bir yerim olmadığı için, koltuğun içine gömülmüş, ne zaman kusacağımı tahmin etmekle uğraşıp durdum. bir nevi koyun saymak mantığı.
ha şimdi ha sonra...
neyse uyuyamadım tabiki.
içimdeki panonayak yaratık konuşup durdu, uyuma, sakın uyuma diye..
ben bir kanedepe, bir başkası kendi yatağında..
böyle saçma sapan
öylesine silik ve kayıp
içimdeki boşluğu doldurmaya geldiğim yerde aslında yapayalnız..
kusmuklar ağzıma dolup dolup boşalıyormuş gibi leş gibi bir tad ağzımda
birisi içmiş ve sıçmış ve bende onu yemişim gibi afiyetle..
o zamanlar yine, o boşluğu doldurma duygusundan olsa gerek, süslenmeler püslenmeler,
ojeler, rimeller ve parfümün, koltu altı zımbırtılarının her türlü kokusunun üzerime sindiği zamanlarım..
çok da uzun değil aslında..
1 sene veya 1 seneden biraz fazla..
sorarlarsa, bilmemkimin yanında kalmışım o gece.
başkası sorsa, uykum gelmiş erken uyumuşum o gece..
o sorsa "garip bir sevgiden" dolayı burdayım falan.
bana sorsalar bir cevabım yok.
kendi içimde tutarsız, sadakatsiz ve öfkeliyim.
"içmem yeter" dedikçe, dolan kadehler..
kapattığım kapılarımı maymuncuk misali kurnazca açmaya çalışan bir "yitik"
sorular sorular..
nedenler niçinler..
şarhoşluktan değil, boşluktan dönen bir kafa..
ben kanepede
o yatağında..
arada bir asırlık uzaklık var sanki, elini uzattıkça parmakları yokoluyormuş gibi..
yaklaştıkça uzaklaşıyormuş gibi..
sabahın en güzel yerinde,
kuşlar falan da ötmüyorken üstelik, kuş yok çünkü oralarda
o kalabalıkta kuş olmaz..
evimden duyduğum martı sesleri yok o sabah..
dayanamıyorum.
1 göz evin tuvaletine kafamı sokup kusuyorum..
sanki burnumdan ve gözlerimden de kusuyorum gibi..
her tarafım yanıyor..
yere çömelip duruyorum.
kapı kilitli zaten.
"iyi misin?"
cevap hep aynı!
"iyiyim" "ben hallederim"
hallediyroum evet, kusmuklarımı temizliyorum, yüzümü yıkıyorum ve dişlerimi fırçalıyorum.
kurumuş suratıma en yağlısından vıcık vıcık kremi de sürüyorum.
beni gören kimse beni tanıyamaz o gün biliyorum.
tuvaletten çıkıp yine, ordaki en güvendiğim yere oturuyroum, kanepeye..
-noldu?
-hiçbişey, geçti ya rahat ol, ee sen gitmiyomusun?
- evet gidicem şimdi hazırlanıp.
-ok bende çıkayım o zaman..
- bi asprin vereyim mi?
- gerek yok
-bence sen çıkma, biraz uyu, böyle dönme, sonra kapıyı çekersin giderken bişi olmaz
- olabilir, bakarız...
düşmanımla konuşuyor gibiyim, oracıkta öldürebilirim.
ama hiç bir sebebi yok ona göre
suçlu o çünkü
dolduramamış bi kere o boşluğu, başaramamış...
gitti, bir öpücük almak istedi, kafasını uzattı, elimle ittirdim..
midem bulanıyormuş gibi elimi ağzıma götürdüm..
gitti, içimden bir his bir daha görmem onu diyordu..
pencereden baktım..
içimdeki boşluğu daha beter büyütmüş ona bir baktım, el salladım...
beni iyi hatırlasın da istedim.
o geceye ait büyük hayal kırıklığını biraz olsun hafifletmek istedim.
etrafı topladım.
not bıraktım
"bir daha ki sefer olursa, orda görüşmek üzere" diye
umut vermekten korkan ve aslında çok net bir şekilde..
çektim kapıyı..
gittim.
gitmelere alışık olduğumdan değil, gidilmelere alışık olduğumdan üzüldüm sonra çok..
birileri giderken arkadan bakandım ben hep..
el sallayandım.
duyulmayacak şekilde gitme diyenlerdendim..
tüm mesajları saklayıp da sonra sinirlenip hepsini silen ve pişman olanlardandım..
yüzü kızartmaktan ve soymaktan başka bir işe yaramayan sivilce kremleri gibiydim ben hep.
tedavi ederken en boktan izleri bırakanlardandım.
veya yüze sürülen pudralar gibiydim hep,
havasız bırakıp da daha beter yapan.
sonra da kendi ayıbını örtmeye çalışan bir pudra gibi..
niye geldi bunlar aklıma bilmiyorum..
ama devamı da var..
bu günün sonrasında..
o son el sallamadan sonra..
dayanamadım, delirdim resmen.
gittim tek başıma içtim.
nefret ederken içkiden ve beceremezken hiç
denedim yine..
sonra bir başkasına "gel" dedim.
gelmedi..
"gel" dedim.
gelemem dedi..
"gel" dedim,
mümkün değil dedi..
ben istekleri olmayan bir canlı türü olmalıydım.
istekler gerçekleşmiyorsa ne anlamı vardı ki o zaman istemenin.
istemek bir söz öbeği değildi dilimden dökülen
istemek bir umuttu ya çoğu zaman.
koparıldı işte içimden hepsi..
bir hayat muhasebesi bunlar.
geçmişe özlem veya geçmişe küfür değil
yazmamıştım bunları, anlatmıştım ama yazmamıştım.
benim yazmadığım hiç bir duygu gerçekten acıtmamıştır beni
bilirler bunu..
beni bilenler..
ben şimdi "aşk" dediğime özlemdeyim.
seviyorum da çok..
dün gece o aynı boşluğu hissettiğim anda
korktum..
"bencil" olan ben, bencil olmaktan korktum..
ben değişmek istedim dün gece..
ben sevmek istedim yanımda olsaydı..
ve balkondaydım, oturuyordum konuşmadan önce,
kedilerime bakıyordum uzaktan,
bir motor sesi duydum,
onun motorunun sesine benzettim.
"geldi" galiba dedim..
aklıma çirkin görünüp görünmediğim geldi ilk..
hemen üstüme bişey giyip aşağıya inmek geçti..
bekledim.
motor sesi uzaklaştı...
o değilmiş..
sonra telefon çaldı...
açtım bu sefer..
ve konuştuk..
onun suçu olmayan bir hayal kırıklığıydı dün yaşadığım..
saate bakmıştım,
son mesajından bu yana yarım saat geçmişti,
belkide tam da şimdi gelmişti işte..
gelmemişti..
başka zaman gelse belki istemezdim
ne gerek var derdim..
dün olsa sarılırdım ve ağlardım ben..
sonra gece bitti.
sabah oldu..
yeni bir gün..
hayat muhasebesinde borçlu çıktım yine...
ey aşk!
bana kalbini biraz ödünç verebilirmisin?
söz
geri öderim...
30 Ağustos 2009 Pazar
kelebek'e

bu yazıyı yazdıran dün sokağın ortasında ezilmiş bir kelebekti.
tek kanadı tamamen bütünleşmişti asfaltla..
elimle alıp kaldırmak istedim, parçalanmasından korktum.
ve bıraktım onu orda öylece,
nasıl olsa öldü diye..
ve
uzaklaştım..
en çirkiniyken bile gözlerimiz kapatıp da bir an en iyisi olduğumuzu hiç mi hayal etmedik?
ve sanat önce ruhta başlar bedende değil...
şimdi benim kırmızı ojelerim kimin için?
niçin?
ve belki ben de kendi sanatıma tutukunum
belirsizce
anladım..
özgürleşmenin kırbaçlayan sanatı..
aşk!
"gerçek sanatçı, geleneğin eksikliğine ve sırasına eli değecek kadar önde, deliliğin saçmalığına düşecek kadar da kenarda olabilendir."
Özdemir Asaf- Yuvarlağın Köşeleri
ben şimdi dinlerken yeryüzünün en güzel kadını söylüyor bu şarkıyı diyorum.
Amy Winehouse- back to black
resimlerden ve suratlardan uzaktan bakınca..
...ve ben anladım artık onu.
deliliğine ve saçmalığına alıştım.
ve bu "sanat" beni delirtse de,
aynı yerden bakıyoruz gökyüzüne.
saçmalama sanatında alkışlarken
birbirimizi..
aynı sahnede!
yüzyıllık kelebekler sahnesi!
25 Ağustos 2009 Salı
ödül!

ödüllendirildim şimdi de,
yeni bir şey daha öğrendim bugün yine
ve hemen uygulamaya geçicem demektir bu!
benim de öncelikle teşekkür etmek istediklerim olacak elbet.
öncelikle tabi ki ay köpüğü
ve sonrasında, aramıza yeni gelen StoLavorando
beni daha önce mimlemiş olan marléne
canım dostum sonra
vee tabiki hatun kişi müstesna işler
evet şimdi gelelim benim ilginç 7 şeyime:)
- kedilerle ilgili batıl inançlarım vardır. kutsal ve farklı yaratıklar olduğunu hep düşünmüşümdür. aşık olacağıma inandığım kişinin ismini daha ortada fol yok yumurta yokken yeni bulduğum yavru kedime vermem de bu yüzdendir. nitekim öyle de olmuştur ikiside. sokakta cool erkek, evde sevgi pötürcüğü. ikisi de çok özeldir benim için.
- balıktan nefret ederim, görüntüsü ve kokusuna tahammül edemem ama yalnızken gizli gizli ton balığı ve eminönünde balık ekmek yerim.
-içinde bas gitarın olmadığı müziğe (özür dilerim ama) ben pek müzik diyemem.
- saçımı kızıldan başka bir renge boyarsam başıma kötü şeyler geleceğinden korkarım. 12 senelik bir tutku vazgeçemiyorum:)
- bir erkeğin önce poposuna bakarım. ve bütün kadınların da söylemese de bunu yaptıklarını düşünürüm. aslında bir çok erkekten daha fazla dış görünüşe önem verdiğimize inanırım.
- çöpçatanlık yapmaya bayılırım. kralını tanımam.
- eğer biyolog olmasaydım kesin dedektif olurdum. acayip meraklıyım:)
SANIRIM BEN DE SIRAMI SAVDIM:)
bir yanlışım varsa eğer, "sen buralarda yenisin galiba" diyip geçin.
sevgiler!
22 Ağustos 2009 Cumartesi
20 Ağustos 2009 Perşembe
uyku
soslu fıstık ve soğuk çay..
son kalan 3 dal sigara...
patlamış bir lamba,
en kötü sarı ışığı veren enerji tasarruflu ampul mecburiyeti..
tüm mecburiyetlerin içinde en boğucusu şuan..
"If we cannot make babies, maybe we can make some time
Thoughts of pretty u and me, erotic city come alive
We can funk until the dawn, making love til cherrys gone
Erotic city cant u see, thoughts of pretty u and me"
sigaramın biri sana
biri bana
birisi de bize
saklıyorum hepsini şimdi
gecenin ilerleyen saatine
"kan yaşamdır" diyen bir dracula efsanesi, siyahın üzerine kırmızı yazılı bir kupa
onca anıyı doldurup doldurup içine boşaltmış bir bardak bu
içinden içtiğim çay değil, geçmişim sanki..
dönüp bakınca hırpalayan bir geçmiş.
.....
uyudum evet, hem de hiç bir şey hatırlamaksızın, sadece bir an için üşüdüğümü hatırlıyorum..
bir ter damlasının üzerine üflenen bir nefes gibi
yokluğu hatırlatan bir üşüme bu.
varken yokluğun korkusunu hissettiren
oysa
vardın..
son kalan 3 dal sigara...
patlamış bir lamba,
en kötü sarı ışığı veren enerji tasarruflu ampul mecburiyeti..
tüm mecburiyetlerin içinde en boğucusu şuan..
"If we cannot make babies, maybe we can make some time
Thoughts of pretty u and me, erotic city come alive
We can funk until the dawn, making love til cherrys gone
Erotic city cant u see, thoughts of pretty u and me"
sigaramın biri sana
biri bana
birisi de bize
saklıyorum hepsini şimdi
gecenin ilerleyen saatine
"kan yaşamdır" diyen bir dracula efsanesi, siyahın üzerine kırmızı yazılı bir kupa
onca anıyı doldurup doldurup içine boşaltmış bir bardak bu
içinden içtiğim çay değil, geçmişim sanki..
dönüp bakınca hırpalayan bir geçmiş.
.....
uyudum evet, hem de hiç bir şey hatırlamaksızın, sadece bir an için üşüdüğümü hatırlıyorum..
bir ter damlasının üzerine üflenen bir nefes gibi
yokluğu hatırlatan bir üşüme bu.
varken yokluğun korkusunu hissettiren
oysa
vardın..
17 Ağustos 2009 Pazartesi
mimlendim!

mimlenmişim evet.
önce baktım,anlamadım tabiki, blog yazarı olarak böyle birşeyden haberdar olmamam tamamen benim öküzlüğüm kanısına vardım en sonunda..
sevgili marléne 'e beni kendime getirdiği için teşekkür ediyorum:)
henüz teknolojiyle (ama gerçek anlamıyla teknolojiyle) çok barışık birisi değilim.
şimdi geçelim sorulara evet geliyor:)
Bloguna neden bu adı verdin?
Blackinwhite bir ruh halidir herşeyden önce benim için. Aslında tam olarak vermek istediğim ad bu değildi. Ama siyah ve beyazın bendeki yeri küçümsenemeyecek kadar fazla olduğu için, zencilerin hele ki açık tenli olanların (her ne kadar kafa karıştırıcı olsa da) itaf ettiğim tüm anlamları taşımasından dolayı seçtim. Siyah ve beyazın temsil ettiği tüm duygular, her iyiliğin içinde bir kötülük ve her kötülüğün içinde bir iyilik olduğu felsefesi falan filan. Hah işte neyse buna benzer şeyler. Siyah ve beyaz olarak iki uçta dolaşırken ben çoğu zaman, ikisinin iç içe olması arzumun da bu fitili ateşlemesiyle çıkmış bir blog ismidir.
Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz şeyler var mı?
Kendimi sorgulamadığım bir yazıya ben yazı demem. her yazıda üstü kapalı altı açık farketmez kendime verip veriştiririm. bazen de başkaları nasiplenir ama olsun. sorgusuz yazı olmaz bende.
En son satın aldığın garip şey?
bir Rc tarantula, tamamen bir saçmalık! kediler bile korkmuyor, amacıma ulaşamamışım demektir bu. ama yine de anısı büyük, seviyorum.. yada uzun zamandır garip bişeyler satın almamışım...
Şeker gibi bir insan olduğun anlar?
Karnım tok, sırtım pek ise her an şeker sayılırım:) ya da ben öyle düşünüyorum?
Arkadaşım sormayın artık şunları ! dediklerin?
bu yazıda kime laf koydun? ne demek istedin ? neden? niçin? kim? kiminle? nerede ? nasıl ? soruları...
Seks'in sendeki rengi?
Kesinlikle lacivert, deniz fenerinden geceye ve denize bakarken tüm gözlerin görebildiği en baskın renk.
Aynaya baktığında gördüğün?
Uyandığımda biri büyük biri küçük görünen gözlerim. İçimde çok gezeve bir tip var, ara sıra onunla da karşılaşıyorum. aynada kendimi göremediğim de olur.
Kendini okutan blog dediğin?
Farklı olmaya çalışmadan, özentiden kaçan ve her konuda fikri olan bir blog. Çok içten ve samimiyetle söylüyorum! misal müstesna işler
Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğimiz mekanlar?
Göztepe özgürlük parkı, fua cafe havuza bakan masalardan birisi.
Cerrahpaşa mevkii, Adli tıp enstitüsü bahçesindeki banklar, durmaksızın sigara molası veren şuursuz kişilik olarak ben.
aa ne çabuk bitti, daha yeni ısınıyodum:)
bu arada mimlenmek güzel şey vesselam, ben de birilerini mimlemek istedim nedense
hadi hayırlısı:)
sevgiler!
önce baktım,anlamadım tabiki, blog yazarı olarak böyle birşeyden haberdar olmamam tamamen benim öküzlüğüm kanısına vardım en sonunda..
sevgili marléne 'e beni kendime getirdiği için teşekkür ediyorum:)
henüz teknolojiyle (ama gerçek anlamıyla teknolojiyle) çok barışık birisi değilim.
şimdi geçelim sorulara evet geliyor:)
Bloguna neden bu adı verdin?
Blackinwhite bir ruh halidir herşeyden önce benim için. Aslında tam olarak vermek istediğim ad bu değildi. Ama siyah ve beyazın bendeki yeri küçümsenemeyecek kadar fazla olduğu için, zencilerin hele ki açık tenli olanların (her ne kadar kafa karıştırıcı olsa da) itaf ettiğim tüm anlamları taşımasından dolayı seçtim. Siyah ve beyazın temsil ettiği tüm duygular, her iyiliğin içinde bir kötülük ve her kötülüğün içinde bir iyilik olduğu felsefesi falan filan. Hah işte neyse buna benzer şeyler. Siyah ve beyaz olarak iki uçta dolaşırken ben çoğu zaman, ikisinin iç içe olması arzumun da bu fitili ateşlemesiyle çıkmış bir blog ismidir.
Blog yazarken star tribiyle istediğin, olmazsa olmaz şeyler var mı?
Kendimi sorgulamadığım bir yazıya ben yazı demem. her yazıda üstü kapalı altı açık farketmez kendime verip veriştiririm. bazen de başkaları nasiplenir ama olsun. sorgusuz yazı olmaz bende.
En son satın aldığın garip şey?
bir Rc tarantula, tamamen bir saçmalık! kediler bile korkmuyor, amacıma ulaşamamışım demektir bu. ama yine de anısı büyük, seviyorum.. yada uzun zamandır garip bişeyler satın almamışım...
Şeker gibi bir insan olduğun anlar?
Karnım tok, sırtım pek ise her an şeker sayılırım:) ya da ben öyle düşünüyorum?
Arkadaşım sormayın artık şunları ! dediklerin?
bu yazıda kime laf koydun? ne demek istedin ? neden? niçin? kim? kiminle? nerede ? nasıl ? soruları...
Seks'in sendeki rengi?
Kesinlikle lacivert, deniz fenerinden geceye ve denize bakarken tüm gözlerin görebildiği en baskın renk.
Aynaya baktığında gördüğün?
Uyandığımda biri büyük biri küçük görünen gözlerim. İçimde çok gezeve bir tip var, ara sıra onunla da karşılaşıyorum. aynada kendimi göremediğim de olur.
Kendini okutan blog dediğin?
Farklı olmaya çalışmadan, özentiden kaçan ve her konuda fikri olan bir blog. Çok içten ve samimiyetle söylüyorum! misal müstesna işler
Bu blog sahibi/sahibesiyle karşılaşabileceğimiz mekanlar?
Göztepe özgürlük parkı, fua cafe havuza bakan masalardan birisi.
Cerrahpaşa mevkii, Adli tıp enstitüsü bahçesindeki banklar, durmaksızın sigara molası veren şuursuz kişilik olarak ben.
aa ne çabuk bitti, daha yeni ısınıyodum:)
bu arada mimlenmek güzel şey vesselam, ben de birilerini mimlemek istedim nedense
hadi hayırlısı:)
sevgiler!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

