13 Haziran 2010 Pazar

hazırlandım sokağa çıktım, birden vazgeçtim..
geri döndüm..

hayatım bu sokak kaldırımlarında geçiyor.

11 Haziran 2010 Cuma

emprovizasyon..




içimde bir şiir defteri, bir de oradan oraya savrulan notalar. bir de fırça darbesi duruyor. yeri geldiğinde birşeyin üstünü en siyah boyayla kapatmak için veya en beyazla..

bazen bir şarkı söylüyor içimde bir yerde birisi. diğeri durmadan notalarını yazmaya çalışıyor. piyano önce sakindi. şimdi en acı melodisinde. keman da geldi. ağlıyor. üflemeliler bir kulağımdan diğerine üflüyor sanki. ruhumdan çıkıyor tüm bu sesler. gitarının telleri gibi vuruyorsun sanki tüm kuvvetinle..
ben içimden bir şarkı besteliyorum.

öyle anlamsız
öyle anlamlı...

beceremesem de "benim" diyorum.
bana ait.

"ben"cilliğimin zarı yırtılmış.
bozulmuş çoktan
ne bakir ne bakire

sanki cinsiyetsiz
şekilsiz.



öyle çok dinlemişim ki bazen seni

rüyamda görüp "ben" sanmışım sana aitleri

ne garip.

ruhumun üzerindeki örtü kalkmış.
çıplakmış

beyaz gibi görünürmüş ama siyahmış.
katil dediğin çocukmuş.

oysa o hep yanılmış.
eli kanlı,bıçaklı sanmış.

masalmış.
yalanmış..



aşkta anlamarayış
sonu görünmeyen bir otobanda yürümek gibi.
açlara sarhoşlara otostopçekip arabalarına binmek.
yalnızlık mı iyi yoksa sevmeden sevişmek mi?

biz hiç sevmeden seviştik mi?

tutkuya sağdıçlık mı yapıyorduk sadece.

sen otobanda sersefil mi geziyordun bana söyle..

yanımdan geçip 10 adam boyu, durdun.
müziğin sesi sonuna kadar açıktı.
en sevdiğim şarkıydı o
duyduğum en iyi şarkı.

neyin sarhoşluğuydu?
ben topukları kırılmış ayakkabımla.

ölümümü betimliyorduk aşkı mı?

sebeplerimiz hep anlamsızmıydı?

ben anlamarayışında kaybolmuşum.

bulunca yorulmuşum.

dinlenmek için sayısız ten kokan koynuna sokulmuşum.

sonra elleirmle yıkadım.

seni yıkarmış gibi görünürken ben de yıkandım.

şimdi en iyi şarkıyı duyuyorum.
yapmadığın
henüz bilmediğin.

ben duyuyorum ama.

avuçlarında ateş çünkü biliyorum.
donacaksın yoksa yanmadan.

dayanamayacaksın.

ve benim sadece içimde bir şiir defteri.
bir yırtık günlük.
bir de oradan oraya savrulan notalar...

bir de fırça darbesi duruyor. yeri geldiğinde birşeyin üstünü en siyah boyayla kapatmak için veya en beyazla..

ama içimdeki şarkı siyahla boyanmaz di mi??

7 Haziran 2010 Pazartesi



içimden mızraklar geçiyor.
susturduğum, yatıştırdığım, unutmaya çalıştığım herşey su yüzüne çıktı aniden.
başka başka bahanelerle mutsuzluğuma kılıflar uydurmaya çalışırken, aslında içinde kaybolduklarım bambaşka.

içimde bir mızrak var, sağo sola çevrilip kanatıyor daha beter.

tarifsiz..

geçmiş geleeğin aynasımıdır?

yapılanlar yapılacak olanların teminatımıdır?

değişir mi insanlar?




nereye dönsem leş gibi kokuyor sanki.
her taraf pislikmiş gibi.

aklımı mı oynatıyorum?

kendimi mi buluyorum?
bu o kadar kötü bişey olmasa gerek diyorum bazen.

hiç tanımadığım birisiyle konuşabilirim belki.

"hadi al şu acıyı yerine iyisini ve güzelini koy" derim.

burası da benim ağlama duvarım napayım..

içimdeki taşları fırlatıyorum buraya..

hafifliyorum biraz.

o kadar ağırım ki!!

kendime

bu yazıyı sana bizim oralardan yazıyorum, böyle şiddetli yağıp da ıslatmasaydı son sigaramı da yağmur içecektim bir tane daha..
kader diyelim..
uykumun en derin saatidir bu saatler bilirsin..
niye mi şimdi ayaktayım?
işte ben de sana onu sormaya geldim..
biliyorsan bana da söylermisin?

balkondan ayrılmayan kuşum da yok şimdi.
çatıya saklanmış kuş bakışı izliyor şimdi geceyi.
ben sadece beş kat yukarısındayken hayatın.

birazdan şarjı bitip de kapanacak olmasaydı bilgisayarım
sana neler yazardım biliyosun..

kader diyelim.

senin de uykunun en derin saatidir şimdi
biliyorum.

şu saçlarım öyle pis öyle yağlı olmasaydı
gelirdim başımı okşaman için..

severmiydin ki?

sevmezmiydin?

neyse boşver
canın sağolsun..

ısıtmışsındır yatağı şimdi.

ben de üşüdüm biraz.

tamam çok bekletmiycem
yanına geliyorum.

benim en iyi oyun arkadaşım..

kendim..

iyi uykular bize..

6 Haziran 2010 Pazar

ölüm bütün sınıfları kaldırır


öyle iyi sakladım ki kendimi
siz bile gördüğünüzü ben sandınız.
oysa yoktu hiç bir adımım ıslak betona
ve kalmamıştı hiç bir ayak izim yollarda.

siz sandınız ki tıkırındaydı herşey
iyiydi yolundaydı

soru işaretleri bırakıp gitmek istiyorum
bencilce..

anlatmak istemiyorum neler olup bittiğini.
içimdeki değersizlik öyle büyüdü öyle büyüdü ki
kendime ait hiç birşey göremez oldum.

bana yüklediğiniz değersizlikler içinde kayboldum.
en dipteyim sanki.
daha derini yok.

yanlış seçimlerim oldu.

sözlerimi de geri alamam ki
ama rica etsem verirsiniz belki geri.

sevgilerimi de verin

kanalizasyona karışmış duygularımı da..

çekip gideyim istiyorum.
sözlerden uzak kalayım.

sen kendi açından hep haklısın
ben ise haksız.
tamam bırakın bari hep haksız kalayım.

çözülsün şu zincirler ayaklarımdan.
koşayım ben de biraz.

acı çekmekten korkmuyorum asla.

böyle donuklaşmış bir ruha iyi gelir acı
kendine getirir.

sorularım
sorularım
sorularım

nolur birisine de cevap verin..

istediklerim değil
duymak istemediklerim değil

korktuklarımı söyleyin bana.

acıya boğun beni
ben öldüremiyorum işte

korkağım
siz öldürün beni...

"rüzgar"ım




sonbahar havası var bugün havada...
kasvetli, yağmurlu.
bulutlar gri..
en sevidiğim mevsimdir benim herkesin aksine.

böyle şakır şakır yağmur yağarken, az çok üşümek,
ama hoşuna giden bir serinlik olur ya.
boğucu yaz günlerinden sonra herkesi ferahlatan hafif rüzgarlar ve serinlik..

öyle bir hava var..
yapraklar dökülür
sarı turuncu kahverengi yerlerde
bir rüzgar çıkar ayaklarının ucunda toplaşırlar.

sigara içmek çok keyiflidir camdan bakarken..

donuna kadar ıslanmak istersin yaaa

bugün öyle bir hava var işte.

garip, huzursuz, doğal..

bu rüzgarları seviyorum ben..

"rüzgar"ım ..
herşeyim...

5 Haziran 2010 Cumartesi

delirmece


yazamazmıydım, yazmazmıydım.
"off aslında acayip yazardım da yazmazdım" şımarıklığında olamazdım ama.

sebeplerim sonuçlarım,
artılarım eksilerim
çarpılarım bölmelerim
sevmelerim nefretlerim

ve gecenin karanlığı gündüzün aydınlığı sipastik hallerim
bildiklerim bilmediklerim
unuttuklarım hatırladıklarım

gittiklerim ve geldiklerim.

hepsi düşman olmuş gibi bana.

iyisi kötüsü birleşmiş yingyang olmuş üstüme üstüme geliyo sanki.

hani varken bööle ultra bahtsızlıklarım
atsam kendimi boğaz köprüsünden, şehir efsanesi süpermen belirir tutuverir belimden kurtarır beni.
"hey nereye beybi" der.

bir de ekler kanımca "haziranda ölmek zor" diye.

yakasındaki kırmızı karanfili de verir elime.
bırakır ortaköy camisine terkedilmiş çocuk gibi gider.

işte ben o zaman kesin çok küfrederim.

"yazamayış" günlerimde biriktirdiğim ne varsa kedi köpek kuş misal anlatır dururum.

aa kıza bak delirmiş derler belkimm sonra..
neysee..

tam da açılıyorum artık, buldum derken kendimi kapanmak tekrar.
gösterip de vermemek gibi kendi kendine

zaten yazmam ki ben iyiysem.
ne yazcam gider eğlenirim gülerim.

boşluğa düşmek yerine bir tavşanı takip edip harikalar diyarına düşseydim.
alice'e komplo kursaydım, sonsuza dek toprak solucanı olsaydı..

ben başarılı olsaydım mesela.
toplum içinde bağıra bağıra telefonda konuşan insanların cahil cesaretlerine sahip olsaydım.

şile de yüksek bir kayaya çıkıp sırt üstü suya atlasaydım. sırtım cayır cayır yansaydı da hiç bişi olmamış gibi davransaydım.
"acımadı ki oğlum" deseydim.

bir espiri öğrenseydim, önüme gelen herkese yapsaydım, gülmezlerse onları salak ilan etseydim mesela.

yada ajdar'ın çikita muz adlı şarkısını ben besteleseydim, muzu ellerimle yedirseydim.

insanların acınası hallerinden kendime alay konusu çıkartsaydım da, övünseydim kendi süper karakterimle.
hani hiç yapmam ya
şimdi de yapmadığım gibi mesela.

(yapmadım canımın içi, sen yanlış anladın, hani biraz salaksın ya)

götü kalkık burnu dik, tırnakları ojeli, kirpiği rimelli gezebilseydim hep.

akmasaydı bir kere de şu makyajım
çıkmasaydı sivilcelerim bok varmış gibi.

sabah iyi ki bir yürüyüş yaptım diye, patates kızartması yeme hakkını bulmasaydım kendimde.

otobüs şöförleri gibi şeritin ortasından gitseydim her daim.

taksi şöförleri gibi dursaydım olmadık yerde.

minübüs şöförleri gibi ağır sigaralar içip cengiz baba dinleseydim, "parasını vermeyeen" diye bağırsaydım arada.

böyle olsaydım.
hayat ne güzel olurdu.
benim gibi silik anılar biriktiren bir faydasız olmazdım..


dün ki götü boklular bugün tabakane işletir oldu.

ben...

hiç...


sıfır
sıfır..

offffffffffffffffffffffff
çöpe attım.
uzun süre saklamıştım...
ne zamandır hatırlamıyorum.

ben kızdıklarım gibi olamam dedim.
sinirlendim.

çöpe attım..