19 Nisan 2009 Pazar

aynı

5. kattaki evimde, her akşam aynı balkona çıkmak, balkondaki aynı sandalyeye oturmak, aynı marka sigaradan bir tane alıp, aynı çakmakla yakmak, içerken aynı tarafa bakmak, ve yanı zehri solumak her akşam, aynı pencerelerin arkasındaki hayatları merak etmek, kimler nelere üzüldü, kimler aşık oldu bugün ve kimler sevişti..
her gece aynı sese uyanmak, kedilere bişey mi oldu korkusuyla aynı balkona çıkmak, çıplak ayakla terliksiz, aynı yöne bakmak, aynı havadan aynı derin
nefesi solumak, aynı sigaradan bir tane daha yakmak..
aynı kokuyla ağzımdaki yatağa girmek ve yine aynı hayalleri kurmak..
bu kadar aynılık mı korkuttu beni hayatta, hayat mı çok sinsiydi de içimeböyle bir korkuyu bilerek saldı..
yanımda birisi varmış gibi, aynı yöne yatmak her gece..
2 yastıktan birisini kafama koyup giderine sarılmak her rüyadan önce..
aynı yatağa serilen hep aynı çarşaflar yıllardır.
yeter..
bu kadar aynılık fazla bana, herşey aynıyken bir ben mi değişiyorum sürekli..
olduğum yerde durmak istiyorum bazen..
çocuk oyuncağı düüşüncelerimi aynı sakarlıkla kırıp kırıp yerlere fırlatıyorum,
yürürken takılıp düşmelerim de aynı uzun zamandır.
bardakları kırmalarım aynı..
terliklerimi de ters giymelerim aynı her sabah uyandığımda..
belki de aynı şeyleri yazmaktan sıkıldım ben..
ne değişti şimdi yazınca?
ben değilmiyim şimdi?
ya da kim değişti okuduğunda?
amacım mı vardı hayatta son anda vazgeçtiğim?
amacı mı vardı hayatın da son anda benden vazgeçti?
cevapsız çağrılara geri dönmez oldum yine son zamanlarda..
beklentiler beklentisizlik havuzunda boğuldu..
son kedi tırmığı da kanattı elimi ama çabuk iyileşti bu sefer..
sivilcelerim aynı yerde çıkıyor çoğu zaman, aynı yerlerimle mi uğraşıyorum acaba ben?
hep aynı hatalar yaptığım, ben değşirken nasıl olurda hala aynıyım?
kendime inat direniyorum sanki, herşeye inat küfürlerim aynı..
şarhoş olduktan sonra içtiğim içki aynı damağımda..
hep aynı neye güldüğünü bilmeyen saçma halim..
bağırmak mı lazım kurtarın beni demek için
ama herkes aynı değil mi?
eskiden de duyulmamıştı..
off çıldırtan bir sessizlik var içimde.
aynı sessizlik..
aynı öfke..
aynı ben..
aynı...

keşke-sebepler


herkesin var bir "keşke"si diye bende ekledim kendime keşkeler, nedenler, öyle olmasaydılar hikayeme..

hikayeydi bu ya zaten, istemediğim kahramanı öldürdüm bazen, bazen de krallığın başına bir köleyi getirdim sırf istedğim gibi olsun diye hikaye..

kendi ellerimden yazıldığını görmek hayatımın, ne büyük güç ve ne büyük bir sorumluluktu.. bunu farkettiğimde korkudan geri çekildim sanırım..

kelimelerimin sorumluluğunu üstlenemez oldum, zihnimi saklayabilirdim de, her dışa vurduğumda içimdekileri küçülürdüm sanki, özelim kaybolup gidiyormuş gibi gelirdi..
en yakınımdakine yazarken herşeyi herzaman, o bilmezdi, bilmediğine üzülürken, bilmesinden de korkardım, daha çok küçülmekten korkardım..
şimdi içimi bir telaş kapladı..
kendime de güvenemez oldum bu sıralar...
ben böyleyim işte güvensizim, bu da benim en kirli tarafım, ne kadar yıkasamda geçmeyen...
uzak durmak istiyorum tüm konuşmalardan, bir tek "bir tek" olmasını istediğimin özlemindeyim, hiç olamayan, olursa büyüsü kaçacak olanın...
sanki herşey istediğim gibi olursa hayallerim kaybolacak..
yazarken hep paylaşmak istedim ben, birileri de kendisinden bişiler bulsunlar diye değil, sadecebeni bulsunlar diye..
her kelime benden çıktıktan sonra yabancılaştı, başkasına ait oldu..
şimdi paylaşacak çok az şeyim kalmışken korkuyorum onlara da yabancılaşmaktan..
çünkü yarınım yok sanki hayatta, senle dünlerim çok eksikti, yarınımıza güvenim yok artık..
sana sorarsam beni, ben "ben" değilim sende olduğum halimle..
benim benden başka halim yok hiç bir şekilde..
hani bazı şeyler vardır, ne anlatılır ne anlaşılır..
bu da böyle bişey işte..
bu da benim kendimi acıtma biçimim..
hani belki ilerde buna da bir "keşke" derim..
bırak diyeyim..
çünkü sen benden çok "keşke"ler öndesin..


18 Nisan 2009 Cumartesi

son


küstürüldüm sonunda..

artık yazmıyorum..

17 Nisan 2009 Cuma

bizim hikayemiz


bir belirsizliğin içinde yol alır gibi bulanıklaştı sular...

açık denizlere çıkıp da seninle denizin en derininde atmış gibisin beni.. hani tam da denize girdiğinde yosunlardan dibi göremezken ve yorulana kadar kulaç atarken, nefesin tükenirken kıyıya da tam ulaşacakken boşunaydı denmesi gibi...

belki de berraklığın özlemi bendeki..

git mi demek kolay gidiyorum demek mi?

mor bir yaprağın üzerindeki su damlaları yazdırdı bu yazıyı bana..

boğazımda düğümlenmiş kelimelerin ucundan tutup da çözdü karışık düşünceleri içimde..

acı çekmekten korkmasam giderdim biliyorum, bu devrik cümlelerden uzak, başı sonu belli olmayan hikayelerden kaçıp giderdim ben..

ve senin duyamayacağın bir sesle "neyse" derdim sen arkanı dönerken..

ve senin bunu duyamaman ne değiştirirdi bizim hikayemizde bilemem..

12 Nisan 2009 Pazar

katil

içimdeki katile meydan okuyorum şuan
seni öldürmemesi için..

ellerim kanadı..
yardım et...

9 Nisan 2009 Perşembe

beyinde hasar

Yıkıntılar içindeki bir insan beyni yanında, bütün terkedilmişliği ile Babil'in harabeleri bile korkunç sayılmaz.

Scrope Davies

!

ne yaptım diye sorma
ben ne yapmadıklarınla ilgileniyorum..

8 Nisan 2009 Çarşamba

cehennem


2. el aşklar cehenneminde,

bir kibrit çok değil..

yakmaya...

aklını çok sanan her budalaya

armağandır ateşim

tanrının kahkahası
hep sizinle olsun...


sevgili'ye...

garantisidir bu sözler hiç okunmamanın..
şimdi aşk, bir ilkbahar günü, rüzgarın esintisine ayak uydurup da, o çok sevdiğim sahile gitmenin buruk yalnızlığıdır...
ne büyük hüsrandır onca sesin arasında duyuramamak sesini..
en sinsi hırsızlıktır, hayat alfabesinden senin isminin baş harfini çalmak...
söyleyememek ismini bir daha...
duyuramamak sana...
ayakkabılarını bile bağlamadan sana koşa koşa gelen çocuk kaybolmuş, sahilde yosunların üzerinde dolaşan sineklerin huzursuz edici senfonisinde uyuyor şimdi...
ah sevgili,
daha kaç çığlık daha kaybolacak kulaklarında
ve sen duymayacaksın!
inkar etmem öfkemi,
öfkem varoluşumun kanıtıdır
ikimizin arasında küçülen yaşamda
keyfekeder bir isyandır bu sana
ve bana ait olana
ah sevgili,
bilebilseydin bir kez,
bilmek istemeyeceklerin bu kadar çoğalmazdı
bilmek isteseydin,
bilmediklerin yokolmazdı...
hangi korkuydu bu
dev gölgesi üzerimden eksik olmayan!!!!
söyle sevgili....


4 Nisan 2009 Cumartesi

vazgeçiyorum


sen basıp geçerken üstüme ayak izlerini bastıra bastıra,

aşk da saklanıyordu, bu "saklambaç"ta bulunmamak üzere..
bu sefer gerçekten saklanmak üzereyim,vazgeçilmez değil kimse
tek vazgeçilemezim benliğimdir benim..
ne acıdır vazgeçiyorum senden..
çekip gitmeler güzelleşiyor gözümde..
şimdi değil, yıllar sonra farkına varacağın bir kaybediş bu
aşktan özür diliyorum
"aşk" dediğim herkesten
başımı boynuna sakladığım
kalp atışını dinlediğim herkesten
en çok senden
ve kendimden
özür dilerim...
vazgeçiyorum...