17 Nisan 2013 Çarşamba
ne lambası
Bir gece lambasıydım
Ama sadece gece açık değildim.
Belki de gündüz lambasıydım.
Unutulduğum için gece de açığım.
Karar veremiyorum bazen.
Gündüz neyi aydınlatıyorum ki?
Ancak kasvet olacak yağmur
Kar fırtına ve şimşek
O zaman da kararmaz ya yeterince
Olsun karardığı kadar.
Aydınlatmak değil tam da görevim.
Yanayım yeter.
Peki
Öyle olsun.
15 Nisan 2013 Pazartesi
dağılsam mesela
bir şeyi kırk defa söylersen olur. bir şeyi kırk defa söylersen olur, bir şeyi kırk defa söylersen olur....
kırk defa söylemeyeceğim ama kırk defa duydum.
hadi biraz arabesk olsun bugün. rakı ve meze olsun.
bugün ben negatif yüklü bir atom olayım. ya da atom bombası, patlayayım mı?
nasıl da isterdim patlamayı ve dağılmayı.
mesela su dolu bir bardağın yere düşüp ıslak cam parçalarıyla yere dağılması gibi.
yüksek bir tepeden aşağıya atlarmış gibi. kayalara çarpa çarpa dağılmak.
mesela en sevdiğin tshirtünü giymişken ,üzerine en sevdiğin yemeği damlatmak gibi, az, zararsız ama sinir bozucu olsa. içine işleyerek dağılsam. çıkartması çok güç olsa keşke.
misketlerin yerlerde yuvarlanması gibi, ben de koltuk altlarına kaçsam, bir kere de eğilsen ya beni bulmak için. yukardan bakarak bulamazsın ki..
bir ses çıksa ama sonra kesilse. herkes birbirine baksa "bir ses mi geldi?" dese. ben o sesle dağılsam. belli belirsiz.
güzel bir koku olsam ama kimilerine göre çok da güzel değil, geçip gitsem yanından ve o koku benden sana ulaşsa, kafanı dönüp şöyle bir baksan. dağılsa koku dört bir yanına. içine çeksen. sana bişeyleri hatırlatsa ama tam da çıkaramasan.
bir elma şekeri gibi olsam, ekşi tatlı. çocukluğunu hatırlatsa ama o güzel anının arkasına bir tokat sesi de yaklaşsa.
ilk atılan tokatı da hatırlasan.
kötü olsam. olsan mı? öylesin ya zaten.
kimse sevmese beni.
evde bir battaniyenin altında ölü bulunsam.
çürüyen etlerim yapışsa koltuk döşemesine. iğrensen ve korksan benden. zaten kötüydü desen. ölü olmak çok yakışsa bana.
sen beni bırakıp gittiğinde oldu bunlar. sen giderken çektin ipin bir köşesinden ve söküldüm. toparlayamadım yeniden.
sevmek mi? sev-mek mi?
o ne? bir insan sevilebilir mi gerçekten.
dağılsam mesela.
bir hastalık gibi.
kanser gibi dağılsam. hücrelerini yiyerek. bir kanser hücresi daha besledim bugün ciğerlerimde. bir iyilik daha yaptım kendime merak etme.
dağılsam.
bir boyanın bir tual üzerinde dağılması gibi. senin fırçan ne istiyorsa o tarafa doğru yayılsam.
sen çizsen beni. ben boyasam kendimi.
evet sen gidince olmuş tüm bunlar.
ben gitsem sen de böyle olurmuydun?
dağılırmıydın?
mesela karnından kasıklarına bir ağrı vururmuydu.
anlarmıydın o ağrıyı, öyle bir ağrı olurmuydu sende de?
rahmimden tohumlar fışkırsa ama tutmasa hiç birisi.
hepsi tututanack gibi olsa ama dağılsa.
yeniden toprağa ve rahme karışsa.
dağılmayı denesen ama sen çok yakışıklı veya çok güzel dağılsan.
cinsiyetsizce dağılsan.
bedensiz sadece ruhla dağılsan.
ben bir ağaç dalına takılı kalmış, sönmüş bir top gibi bakakalsam bu güzellik karşısında.
beni o daldan indirmek için taş atsalar, sopayla vursalar ve beni patlatmaktan başka hiç bir işe yaramasa.
sen güzel olsan ve ben çok çirkin.
dağılsak ya gerçekten birbirimize.
dağılsak mesela
sadece dağılsak.
toparlamasam.
26 Ekim 2012 Cuma
neden'im
siyahın içinde beyazın olması çok doğaldı bence. gerçekten de öylemidir bu formül bilmiyorum. ama beyazın içinde siyah olmasıydı enteresan. siyah öyle bir şeydi ki neye bulaşsa karartıyordu tüm renkleri. en koyuyu bile daha koyu yapıyordu.
ben beyazlarımın içindeki siyahla örtündüm kararttım.
ama sen zaten siyahtın.
beyaz yoktu.
beyazlarımız kirlenmişti.
ben bu yüzdendim.
black in white
Ve bu yuzden beyazdim
Bana bulastirdiginiz siyahlari
herkes gorsun diye..
23 Ekim 2012 Salı
21 Mayıs 2012 Pazartesi
Yalnızlık..
Köküne kadar yalnızlık bu.
Okyanustaki bir tek balık
Oysa hayat öylesine kalabalık
Bazen iyiyken..
Geberip gitmeyi çok istemek...
Hiç birşeyi bu kadar istememeyi isterdim.
Neden beni kovalıyor ki
Bendeki diğeri
Onda da bir diğeri mi var
Bizim “diğer”lerimiz tanışmış olabilirler mi?
Ama herşey çok kalabalık
Ben minicik kaldım içlerinde
Kendimi kaybettim
Elimden tutsaydı sendeki diğeri
Senin diğerinde kötü mü
Yoksa iyi mi?
Fahişe mi aldatmacaların altında
Bacak arasını açan
Küstah mı yoksa o herşeyi çok bilenler gibi
Ben haksız olmaya mı mecburum
Yazmaya ve okunmamaya mı tutsak
Memelerinden kan fışkıran bir anne mi?
Bende ki diğeri.
Sen arkanı dönüp giderken
Aslında yanımda gibiyken
Son bir kez arkana dönüp bakmayı istermiydin
Son kez..
Hayatın içindeki milyarlarca saniyeden
sadece bir saniye diledim
Bir küçük ölümlü saniye
Birazdan unutulacak, gömülecek, solacak saniye
Ama ben zamansız kaldım..
Hep mi kötüydüm.
Kötümüyüm?
Kötüysem ölmeyi hakedebilirim bence.
İyiysem peki?
Neye göreysem iyi
Görece mi akıp giden zamanın saniyesi
Akmıyor mu zaman.
Sen ben biz değilken mi akmıyor zaman?
Sen bir başkasıyla mı bizsin.
Seni gerçekten sevemeyecek bir başkası.
Benim kadar sevemeyecek
Benim kadar zamansız olamayacak bir başkası.
Neyse...
Köküne kadar yalnızlık bu.
Okyanustaki bir tek balık
Oysa hayat öylesine kalabalık
Bazen iyiyken..
Geberip gitmeyi çok istemek...
Hiç birşeyi bu kadar istememeyi isterdim.
Neden beni kovalıyor ki
Bendeki diğeri
Onda da bir diğeri mi var
Bizim “diğer”lerimiz tanışmış olabilirler mi?
Ama herşey çok kalabalık
Ben minicik kaldım içlerinde
Kendimi kaybettim
Elimden tutsaydı sendeki diğeri
Senin diğerinde kötü mü
Yoksa iyi mi?
Fahişe mi aldatmacaların altında
Bacak arasını açan
Küstah mı yoksa o herşeyi çok bilenler gibi
Ben haksız olmaya mı mecburum
Yazmaya ve okunmamaya mı tutsak
Memelerinden kan fışkıran bir anne mi?
Bende ki diğeri.
Sen arkanı dönüp giderken
Aslında yanımda gibiyken
Son bir kez arkana dönüp bakmayı istermiydin
Son kez..
Hayatın içindeki milyarlarca saniyeden
sadece bir saniye diledim
Bir küçük ölümlü saniye
Birazdan unutulacak, gömülecek, solacak saniye
Ama ben zamansız kaldım..
Hep mi kötüydüm.
Kötümüyüm?
Kötüysem ölmeyi hakedebilirim bence.
İyiysem peki?
Neye göreysem iyi
Görece mi akıp giden zamanın saniyesi
Akmıyor mu zaman.
Sen ben biz değilken mi akmıyor zaman?
Sen bir başkasıyla mı bizsin.
Seni gerçekten sevemeyecek bir başkası.
Benim kadar sevemeyecek
Benim kadar zamansız olamayacak bir başkası.
Neyse...
22 Nisan 2012 Pazar
ölümsemek

duymamak ile başladı herşey
sonra duyumsamamak..
nasıl başladı ve nasıl bitti bilmiyorum
aslında bitti mi onu da bilmiyorum.
hastalıklı bir öksürük gibiydi
duymadınız diye bitti mi sandınız
gizli öksürmeleri mi?
nasıl yerleşti içime
zihnime, derinime
nasıl da acıtmadan girdi anlamadım
acıttığını ben mi farketmedim ki?
o kadar mı duyumsamamıştım.
kendi çığlığımı duymamıştım?
insan kendi çığlığını duymaz mı?
insan kendini unutur mu
unuttuğunu bile unutur mu?
insan bilir mi kendini?
bilmezden mi gelir...
hikayelerce birikiyor soruduğum sorular.
zihnimden sızıyor dudak kenarlarıma
ben mi konuşuyorum anlamadan dinliyorum kendimi
benim sesim mi?
kitaplarca, raflarca, kütüphanelerce birikiyor
eskiyip, kullanılmayıp unutuluyor.
okunmadan tozlanıyor
çöp kutusunun geridönüşümünde bile
yazık ki
geri dönüşemiyor.
sorular dönüşemiyor cevaplara..
suskunluk içimi karartıyor.
susuyorum.
susmak ile başlıyor sonra herşey,
susup biriktirmek
beynimden pis kokular geliyor
ağır bir ceset kokusu gibi
öldürüp öldürüp biriktirdiğim
"ben"ler üst üste yığılıyor
kimin için yaşıyorum?
yaşıyor muyım?
e peki bu ölenler kim
ben kimim
kaç taneyim?
neden öldürerek bitiremiyorum kendimi
ölenler ben miyim
ölememişmiyim
korkakmıyım aslında
çaresiz bir ucubemiyim?
kendi cenazeme mi ağlıyorum hayallerimde
arkamdan bıraktığım hiçlik duygusuna mı?
bazen ağlamak istiyorum
hem de çok ağlamak
şöyle haykıra haykıra
neden istediğimi bilmiyorum.
bilmemek kahrediyor..
içime uzanıyorum
içimdeki saatli bombanın pimini
tık diye çekiyor bir el
o el benim ellerim değil ama
senin ellerin görmesem de biliyorum
patlat hadi diyor
öl
görmeden ellerimi
dokunmadan
ağlamadan
susmadan öl
öl ama duymadan öl.
anlamadan.
ama en çok öl diyor.
ölebildiğince öl
ne kadar acı ne kadar kötü olursa olsun
cehennemdeki gibi
doğ ve tekrar öl.
defalarca
peki suçum ne diye soruyorum
duymamıştın diyor
susmuştun da..
ve hiç konuşmamıştın
ölüler konuşmaz ki diyorum.
haklısın diyor bana kendim
koluma giriyorum.
ölüme doğru yürüyorum
susarak..
ölümseyerek..
4 Ekim 2011 Salı
1 Ekim 2011 Cumartesi
en çok seni bilmiyorum, biliyorum..

Yazamıyor olmak değildi mesele. Gereksiz ayrıntılara takılmak gibiydi daha çok.
Takılınca yıpranmak gibi.
Hiçbir şeye yıllarca takılıp yıpranmadınız mı?
Ya da saniyeler yetmedi mi?
Yolda yürürken dikenli bir tele, bir gül ağacına bluzun takılıp sevimsiz bir delik açılması gibi.
Olmaması gereken zamanda ve yerde yıpranmadınız mı?
Ummadığınız şekilde?
Herşey herzaman yolundamıydı sizde?
Söyleyin, herşey mi tıkırındaydı, hep mi uyumluydu?
Ben…
Tüm uyumun içindeki o huzursuz uyumsuzluk.
Oysa gülebiliyorduk eskiden, şehir efsaneleri anlatarak, düşünüyorduk düşünmeye kafa yormadan.
Şimdi bir gözyaşı ve bir avuç toprak kalmış- hey gidi Yaratan..
Farkındamısın sanki ben de alışıyorum tüm bunlara.
Acılardan bahsetmeye, gülmeyi mükafat saymaya..
Tüm bunlar yeterince öldürmemiş gibi;
Hacivatı olmayan Karagözler var, sıkıcı monologlar bunlar. Onlar anlattıkça sadece dinliyorum, oyunu kuralına göre oynamak isterim ama tam olarak da bilmiyorum.
Karman çorman olmuş çekmecemde aradığım şeyleri bir türlü bulamamak gibi geçiyor hayat,
Boşa geçen saatler..
İçi görünüyor hayatımın öylesine boş bazen..
Sarkaçın ucuna asılmış, bir o yana bir bu yana..
Midem bulanıyor!
Soruyorum, arıyorum, bulamıyorum..
Karıştırmam lazım bulmam için,
Uğraşmam, çabalamam.
Herkesin ki derli toplu,
Acısız tasasız,
Benimkisi ise tatsız.
Bu kadar yetse keşke..
Yeter mi dersin??
Yetmezler içerisinde en yetemeyecek olanı seçip doyamayalım hadi..
Oyalanmamıza izin bile veremeyecek kadar az olsun bu sefer, en azından, en kısasından.
Başka bir dudaktan dökülsede ismin her gördüğüm kağıda karalasam ismini ve bu da yetmese,
Hep az mı kalmalısın sanki?
Hep mi “birgün olacak”larla teselli olmalıyım en sefiller gibi.
Ve bir uğursuz isme, bir uğursuz gülüşe de dökülse onca gözyaşı
Ve bir sağanak gibi ıslatıp da gitsen,
Ahmakıslatan gibi veya
O ahmak hep ben olsam mesela
Yaptıklarım bozulsa düzeltmek için çabaladığımı ben bile farketmesem..
Öyle anlamsızlaşsa tüm değerler,
Salağa yatsam olmayan alkışları duymaya çalışırken,
Zaten alkışlanacak hiçbirşeyim de olmasa,
Bir kitabın önsözünü okuyup sıkılsam
Herzamanki anlamsız hikayedendir diyerek
Ama kaçırsam en iyi yerini
Herkesin tadına varıp benim hiç görmediğim şöleni izlesem
Gözlerim kapalı olsa
Hiç açılmadı ki zaten
Açılsa görebilrimiydi seni ?
Yoksa sen
Sen mi dönerdin önce geri
Bilemiyorum.
Bilmek istediklerim içinde en çok seni bilmeyi istiyorum.
Ve
En çok seni bilmemeyi..
Biliyorum..
26 Ocak 2011 Çarşamba
kilit

eski bir dostu kucaklamak gibi şimdi tekrar yazıyor olmak.
yazmadığım zaman içerisinde kendimi üşümüş gibi hissediyordum. hani soğuk kış gecesinde sıyrılıp da tshirtün belin açılır, kapamaya üşenecek kadar uykun vardır, tüm gece sabaha kadar öyle huzursuz uyursun.
yapmak isteyip de yapmaya gücünün olmaması.
yataktan sağdan sola dönmek bile üşütür ya. öyle birşey.
yazamamak, yazmak isteyip de ertelemek, yazacaklarının canını acıtmasından korkmak..
hepsi beraber şimdi sanki.
ısıtıyor şimdi beni burdaki kelimeler..
güzel...
sorgulanmaktan yorulduğum için sorgulanacak bir aralık bırakmıyorum, kitliyorum tüm odalarımı.
"ha evet yaşıyorum" yaşadığımı bilin yeter.
serzenişte bulunarak da açık vermiyorum hiç.
böylesi iyi
böylesi güzel.
gariptir değil mi, bazen geçmişteki anıları hatırlamak, hatırladığında hala o gün ki heyecanını, mutluluğunu ve mutsuzluğunu hissedebilmek.
anıların duygularla zincilenmesi.
aslında anıların, duygu çemberindeki küçücük görünmez bir nokta halini alması.
sonrasında emek vermenin haklı gururunu yaşamak. üzüntüsünü bir kenara bırakıp.
giden ve değişen hayatlara şahit olmak. "sen" ken, "kendini" gördüğünde "ben"i bulamamak.
kendimize inancımız mı yok ki bir başkasında arıyoruz kendimizi?
yada bir başkasında görmek içimizdekileri, o gördüklerimize sarılmak, kendimize mi sarılmak?..
sevmek denen şey bilinçsiz bir sahtekarlık gibi, ama yine de herşeye rağmen güzel
herşeye rağmen değer..
ve
garip...
25 Eylül 2010 Cumartesi
özel ama özensiz yazı

yazmak için sabırsızlandığımı hissettim az önce. ama ne yazmak istediğimi de hiç bilmiyorum aslında. kafamda kelebekler uçuşuyor sanki, düşüncelerin ömrü bir günlük. ölüyor yenisi doğuyor.
son zamnlarda biraz daha iyiyim. artık kendi kendimi iyileştirmeyi becerebiliyorum sanırım. birisi bana dur demeliydi herzaman durmak için ama artık ben önce duraksıyorum sonra da durmaya karar veriyorum.
iç kontrolümü de sonunda elime aldım. tüm duygularımda kendi tekelimde. eskiden başkasına göre, onun duygusuna, onun hareketine veya onların inanışlarına göre şekil almak zorunda hissediyordum hep kendimi.
kendime sürekli haksızlık yaptığımı düşünüyordum. kendim için haklı olmalıydım.
artık haklıyım.
bazı düşüncelerden sıyrılmak zaman alıyor gerçekten.
hastalıklı olmak dedikleri bu olsa gerek.
öyle hastaymışım ki ya öldürecekmişim kendimi yada bir başkasını.
bir cinnetin herşeyi halledebileceği gibi kısa kriz anlarını atlattım.
rüyalarımdan, güzel olanların cazibesinden sıyrılıp, kabusların iç çekişlerinden de kurtuldum
bir salak rüyanın tüm günümü mahvetmesini de istemiyordum.
istemek lazımmış gerçekten. çok derinden bir istek.
değişim....
herneyse..
sonuçta biraz daha iyiyim şu sıralar.
bu kendimle ilgili verebileceğim en mutlu haber.

ve sonra...
hayatıma giren çıkan insanlar toplulupu. geriye dönüp baktığımda her birine ayrı değerler, hayaller, olmasına inandığım güzellikler yükledim. gerçekten hepsi haketti mi bunları? hayır. hem de hiç haketmedi.
kızıyordum ama belki de olması gerekenler içinde basit ayrıntılardı hepsi.
bazıları dışında....
ama şimdi dönüp baktığımda, "o"na uzanan yolda beni yalnız bırakmayıp eşlik ettikleri için teşekkür edebilirim sadece.
öğrettikleri için.
"o" sizin için "o" benim içinse "ben" demek.
bedeni ruhu varlığı fikri herşeyi bana ait gibi, benden içimden bişi sanki.
bazen doğurduğum çocuğum gibi hissediyorum onu. bu da hastalıklı bişey sanırım.
gözlerine bakıp yanağına dokunduğumda o sevgiyi nasıl da hak ettiğine şaşırıyorum.
hak ettiği kadar iyi sevebiliyormuyım peki?
seviyorum..
kesinlikle buna inanıyorum.
2 sene önce bu günler..
çok güzel günlerdi.
yazmazsam yaşadıklarımı bir yerlere unutacağımdan korkuyorum bazen
ama sonra diyorum ki
"unutmam mümkün mü?"
ya da ben unutsam o unutur mu?
unutmaz..
2 seneyi devirdik.
her anı çok akılda kalıcıydı.
gizli saklı başladığımız, kuytu köşe buluştuğumuz günlerden bugüne gelebilmek hayret verici geliyor bazen.
tımarhaneden kaçtık sanki onunla.
üzerimizdeki tüm ağırlıkları bırakıp da yürüdük.
hafifledik.
yaşadığımız korkulardan sıyrldık, bir hayecanla başladık.
bir bakış ve olabilirlik hikayesiydi bizimkisi.
basit ve sıradan bir kaçamak gibi başladı.
ne ilginç di mi?
o zamanlar birbirimize destek olup bu günlere gelebildiğimiz için çok mutluyum.
benim cesaretim yokken elimden tutmayı başardığı için
ve o düştüğünde arkamı dönmeyip yine kucağımı açtığım için kendime teşekkür ediyorum.
verilebilecek tüm emekleri vermiş olmak, saf olabilmek, dürüst olabilmek.
olduğun gibi olabilmek adına birbirimize izin verdiğimiz için ve en kötü halinde seni ve sen en kötü halimde bile beni sevmekten vazgeçmediğin için teşekkür ederim.
her aşk sınavlardan geçer.
biz en büyüklerinden atlattık.
ama şimdi olduğumz yer...
seninleyim..
benimlesin.
hayatta sahnede çalan o güzel adamla 1 snlik göz buluşmasında aslında "saatler süren sohbetlerin özeti" gibi bir bakışla, ne demek istediğini anlayabilmek..
onun bana tüm hissettiğini bir göz bakışında anlatabilmesi.
ayrı, apayrı bir dili konuşmak onunla.
sadece ikimizin anladığı gibi.
kendimi gerçekten yalnız hissetmiyorum son zamanlarda.
belki de bazı şeylerin çok yeni farkına varabiliyorum..
henüz yeni iyileşiyorum.
bu iyi :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


