6 Haziran 2010 Pazar

ölüm bütün sınıfları kaldırır


öyle iyi sakladım ki kendimi
siz bile gördüğünüzü ben sandınız.
oysa yoktu hiç bir adımım ıslak betona
ve kalmamıştı hiç bir ayak izim yollarda.

siz sandınız ki tıkırındaydı herşey
iyiydi yolundaydı

soru işaretleri bırakıp gitmek istiyorum
bencilce..

anlatmak istemiyorum neler olup bittiğini.
içimdeki değersizlik öyle büyüdü öyle büyüdü ki
kendime ait hiç birşey göremez oldum.

bana yüklediğiniz değersizlikler içinde kayboldum.
en dipteyim sanki.
daha derini yok.

yanlış seçimlerim oldu.

sözlerimi de geri alamam ki
ama rica etsem verirsiniz belki geri.

sevgilerimi de verin

kanalizasyona karışmış duygularımı da..

çekip gideyim istiyorum.
sözlerden uzak kalayım.

sen kendi açından hep haklısın
ben ise haksız.
tamam bırakın bari hep haksız kalayım.

çözülsün şu zincirler ayaklarımdan.
koşayım ben de biraz.

acı çekmekten korkmuyorum asla.

böyle donuklaşmış bir ruha iyi gelir acı
kendine getirir.

sorularım
sorularım
sorularım

nolur birisine de cevap verin..

istediklerim değil
duymak istemediklerim değil

korktuklarımı söyleyin bana.

acıya boğun beni
ben öldüremiyorum işte

korkağım
siz öldürün beni...

"rüzgar"ım




sonbahar havası var bugün havada...
kasvetli, yağmurlu.
bulutlar gri..
en sevidiğim mevsimdir benim herkesin aksine.

böyle şakır şakır yağmur yağarken, az çok üşümek,
ama hoşuna giden bir serinlik olur ya.
boğucu yaz günlerinden sonra herkesi ferahlatan hafif rüzgarlar ve serinlik..

öyle bir hava var..
yapraklar dökülür
sarı turuncu kahverengi yerlerde
bir rüzgar çıkar ayaklarının ucunda toplaşırlar.

sigara içmek çok keyiflidir camdan bakarken..

donuna kadar ıslanmak istersin yaaa

bugün öyle bir hava var işte.

garip, huzursuz, doğal..

bu rüzgarları seviyorum ben..

"rüzgar"ım ..
herşeyim...

5 Haziran 2010 Cumartesi

delirmece


yazamazmıydım, yazmazmıydım.
"off aslında acayip yazardım da yazmazdım" şımarıklığında olamazdım ama.

sebeplerim sonuçlarım,
artılarım eksilerim
çarpılarım bölmelerim
sevmelerim nefretlerim

ve gecenin karanlığı gündüzün aydınlığı sipastik hallerim
bildiklerim bilmediklerim
unuttuklarım hatırladıklarım

gittiklerim ve geldiklerim.

hepsi düşman olmuş gibi bana.

iyisi kötüsü birleşmiş yingyang olmuş üstüme üstüme geliyo sanki.

hani varken bööle ultra bahtsızlıklarım
atsam kendimi boğaz köprüsünden, şehir efsanesi süpermen belirir tutuverir belimden kurtarır beni.
"hey nereye beybi" der.

bir de ekler kanımca "haziranda ölmek zor" diye.

yakasındaki kırmızı karanfili de verir elime.
bırakır ortaköy camisine terkedilmiş çocuk gibi gider.

işte ben o zaman kesin çok küfrederim.

"yazamayış" günlerimde biriktirdiğim ne varsa kedi köpek kuş misal anlatır dururum.

aa kıza bak delirmiş derler belkimm sonra..
neysee..

tam da açılıyorum artık, buldum derken kendimi kapanmak tekrar.
gösterip de vermemek gibi kendi kendine

zaten yazmam ki ben iyiysem.
ne yazcam gider eğlenirim gülerim.

boşluğa düşmek yerine bir tavşanı takip edip harikalar diyarına düşseydim.
alice'e komplo kursaydım, sonsuza dek toprak solucanı olsaydı..

ben başarılı olsaydım mesela.
toplum içinde bağıra bağıra telefonda konuşan insanların cahil cesaretlerine sahip olsaydım.

şile de yüksek bir kayaya çıkıp sırt üstü suya atlasaydım. sırtım cayır cayır yansaydı da hiç bişi olmamış gibi davransaydım.
"acımadı ki oğlum" deseydim.

bir espiri öğrenseydim, önüme gelen herkese yapsaydım, gülmezlerse onları salak ilan etseydim mesela.

yada ajdar'ın çikita muz adlı şarkısını ben besteleseydim, muzu ellerimle yedirseydim.

insanların acınası hallerinden kendime alay konusu çıkartsaydım da, övünseydim kendi süper karakterimle.
hani hiç yapmam ya
şimdi de yapmadığım gibi mesela.

(yapmadım canımın içi, sen yanlış anladın, hani biraz salaksın ya)

götü kalkık burnu dik, tırnakları ojeli, kirpiği rimelli gezebilseydim hep.

akmasaydı bir kere de şu makyajım
çıkmasaydı sivilcelerim bok varmış gibi.

sabah iyi ki bir yürüyüş yaptım diye, patates kızartması yeme hakkını bulmasaydım kendimde.

otobüs şöförleri gibi şeritin ortasından gitseydim her daim.

taksi şöförleri gibi dursaydım olmadık yerde.

minübüs şöförleri gibi ağır sigaralar içip cengiz baba dinleseydim, "parasını vermeyeen" diye bağırsaydım arada.

böyle olsaydım.
hayat ne güzel olurdu.
benim gibi silik anılar biriktiren bir faydasız olmazdım..


dün ki götü boklular bugün tabakane işletir oldu.

ben...

hiç...


sıfır
sıfır..

offffffffffffffffffffffff
çöpe attım.
uzun süre saklamıştım...
ne zamandır hatırlamıyorum.

ben kızdıklarım gibi olamam dedim.
sinirlendim.

çöpe attım..

26 Mayıs 2010 Çarşamba

özledim


anlatacak çok şeye sahibim aslında ama içimden çıkamadılar nedense.
biriktirip durdum.
ne okudum ne yazdım bi süredir.

"gurursuz kadınlardan nefret ediyorum"
defalarca içimden tekrarladım bu lafı.
belki biraz gördüğüm rüya, belki yaşananlar bilmiyorum.
otobüste giderken aklımdan çıkmadı, yolda yürürken, arkadaşlarla sohbet ederken bile içimden tekrarlayıp durdum.

ben zamanında kendimi en gurursuz kadın ilan etmiştim. en çaresiz ve en ne yapacapı belli olmayan. ama kendime bence biraz fazla yüklenmişim anladım. benim yaptıklarımı solda sıfır bırakacak ne davranışlar varmış.

ulan ben melekmişim meğersem diyorum.

anlamıyorum. ihtirasları uğruna gözleri kör olan kadınlar. ne kadar küçük duruma düşüyorsunuz.
kendinizi nasıl da belli ediyorsunuz.

oysa yaşanacak çok güzel şeyler var hayatta dönüp de baksanız.
kendi hatalarınızın, umutsuzluklarınızın acısını başkalarının hayatlarını çalmaya çalışarak yaşayamazsınız. bu bencillik olur.
ve bunu başaramazsınız.

benzeyemezsiniz.
ben de benzeyemem.
hiç istemiyorum benzemek.

o kadınların varlığı, tertemiz bir kadın vücudunda alınmayı unutmuş tek bir kıl kadar anlamsız. cımbızla çekip alınması kolay.
orda hala var olmaya çalışmanın faydasızlığı içinde çamura batıp duruyorsun.

içimden "an"lar geçiyor yakarak.

yankıları bir susturabilsem.
bir gün çıldıracağımdan korkmasam bir an.

kendime birbirinden bağımsız "an"larla bir zaman dilimi yaratmaya çalışıyorum.
duygularımın sürekliliği yok
korkularımın da
öfkemin de..

sanki hayatta her konuda istikrarsızım.

ben de faydasızım sanki onlar gibi bazen.
en olmak istemediğim gibiyim şimdi mesela.

acındırabilrim kendimi

acıtabilirim de seni aynı zamanda...

ellerimi uzattıkça yanıyorum..
donmak gibi bir kavrulmak.

soğuk yanması gibi içim.

önce kavrulmak sonra donmak istiyorum..

küllerimi ayaklarının altına sermek ve
basman için üzerime..
ayaklarının altından kayıp gitmek için
aşkla..
sevgiyle..
nefretle..

özledim..
hem de çok..

itiraf etmesi kolay ama duyulduğu gibi kolay değil.

çok zor bir özlem bu.
kalbim de dursun istiyorum işte.

anlamsız bir serzeniş halbuki, saman alevi.
sönecek birazdan.

balkona konup sadece karnını doyuran bir güvercin gibi

özgürlüğümü de ver bana ama doyur da beni.
tıka basa
içim dışım sen olsun...

kendinle doldur beni..

28 Nisan 2010 Çarşamba

misafiriyken sahibi olmak ne güzel.....

11 Nisan 2010 Pazar

öküzsem söyle
doğal soğuma süreci dünyanın.

kararında soğumalı
üzerinde yaşanabilecek kadar
çok soğursa
hayat durur

halbuki nasıl da ihtişamlı bir patlayıştı.

bir arkadaş olsa şöyle derdi

"dürzü"

ulan insan değilim.

10 Nisan 2010 Cumartesi

sen ve ben
farklı külahlarda
aynı dondurmayı yaladık.

ama geçmedi içimdeki
dünyanın merkezine parmak atma hayalim.

ama
hadi neysee :)))