
duymamak ile başladı herşey
sonra duyumsamamak..
nasıl başladı ve nasıl bitti bilmiyorum
aslında bitti mi onu da bilmiyorum.
hastalıklı bir öksürük gibiydi
duymadınız diye bitti mi sandınız
gizli öksürmeleri mi?
nasıl yerleşti içime
zihnime, derinime
nasıl da acıtmadan girdi anlamadım
acıttığını ben mi farketmedim ki?
o kadar mı duyumsamamıştım.
kendi çığlığımı duymamıştım?
insan kendi çığlığını duymaz mı?
insan kendini unutur mu
unuttuğunu bile unutur mu?
insan bilir mi kendini?
bilmezden mi gelir...
hikayelerce birikiyor soruduğum sorular.
zihnimden sızıyor dudak kenarlarıma
ben mi konuşuyorum anlamadan dinliyorum kendimi
benim sesim mi?
kitaplarca, raflarca, kütüphanelerce birikiyor
eskiyip, kullanılmayıp unutuluyor.
okunmadan tozlanıyor
çöp kutusunun geridönüşümünde bile
yazık ki
geri dönüşemiyor.
sorular dönüşemiyor cevaplara..
suskunluk içimi karartıyor.
susuyorum.
susmak ile başlıyor sonra herşey,
susup biriktirmek
beynimden pis kokular geliyor
ağır bir ceset kokusu gibi
öldürüp öldürüp biriktirdiğim
"ben"ler üst üste yığılıyor
kimin için yaşıyorum?
yaşıyor muyım?
e peki bu ölenler kim
ben kimim
kaç taneyim?
neden öldürerek bitiremiyorum kendimi
ölenler ben miyim
ölememişmiyim
korkakmıyım aslında
çaresiz bir ucubemiyim?
kendi cenazeme mi ağlıyorum hayallerimde
arkamdan bıraktığım hiçlik duygusuna mı?
bazen ağlamak istiyorum
hem de çok ağlamak
şöyle haykıra haykıra
neden istediğimi bilmiyorum.
bilmemek kahrediyor..
içime uzanıyorum
içimdeki saatli bombanın pimini
tık diye çekiyor bir el
o el benim ellerim değil ama
senin ellerin görmesem de biliyorum
patlat hadi diyor
öl
görmeden ellerimi
dokunmadan
ağlamadan
susmadan öl
öl ama duymadan öl.
anlamadan.
ama en çok öl diyor.
ölebildiğince öl
ne kadar acı ne kadar kötü olursa olsun
cehennemdeki gibi
doğ ve tekrar öl.
defalarca
peki suçum ne diye soruyorum
duymamıştın diyor
susmuştun da..
ve hiç konuşmamıştın
ölüler konuşmaz ki diyorum.
haklısın diyor bana kendim
koluma giriyorum.
ölüme doğru yürüyorum
susarak..
ölümseyerek..